Türklerin Bilime ve Medeniyete Kazandırdıkları

![]() SİNA OĞLU: Avrupa üniversitelerinin tıp bölümlerinde yüzyıllarca temel ders kitabı olarak okutulan ‘’Kanuni’fit Tıb (Tıbbın Kanunları)’’ kitabının yazarı TÜRK bilgini.
SEYDİ ALİ REİS: Yazmış olduğu ‘’Mir’atü’l Memalik (Memleketler Aynası)’’ adlı kitabı ve çizmiş olduğu denizcilik ile ilgili haritalar sayesinde Amerika kıtası keşfedilmiştir.
MUSLİHİDDİN AĞA: Bizlere yutturulmaya çalışılan Fatih döneminde döktürülen ‘’Şahi(Şahin)’’ muhasara toplarının mimarı Macar Urban değil, Muslihiddin Ağa’dır. Macar Urban döküm ustasıdır.
RAZİ: Çiçek ve kızamık hastalıklarını ilk kez tetkik eden Türk bilgini. Avrupa’da ‘’Rhazes’’olarak bilinir.Dünya tıp literatüründe günümüzde dahi ismi geçer.
AHMET FERZANİ: Dünya’nın çevresini bugünkü ölçüleri ile hesaplayan Türk bilgini. Avrupa’da ‘’Elfaraganius’’adı ile bilinir.
HAREZMİ: Zamanının en yüksek astronomi ve matematik bilgini olarak kabul ediliyordu. Avrupa’da ‘’Elharezi’’ olarak biliniyordu. Aynı zamanda kütüphaneler müdürü idi.
ULUĞ BEY: Timur’un torunu olan bu büyük hükümdar bilginin bulduğu, 365 gün 4 saat ihtiva eden takvim 2 saat yanılgı ile bugünkü takvimin temelidir.
BİRUNİ: Sistematik ve metodolojik astronominin kurucusudur.
TÜRKOĞLU FAZIL: Matematik alanında büyük buluşlar yapmıştır.
VEFA: Trigonometriyi bugünkü kalıba sokan Horasanlı Türk bilgini.
AKŞEMSEDDİN: Yüzyıllarca evvel mikropların varlığını söyleyen bilgin.
FARABİ: Matematik,felsefe ve müzik alanında büyük eserler vermiştir. Ayrıca kanunun mucididir.
LAGARİ HASAN ÇELEBİ: İlk insanlı roket denemesini yapmıştır.
MİMAR MEHMET İSA: Hindistan’ın Agra şehrinde bulunan Şah Cihan’ın eşi için yaptırdığı Taç Mahal’in Türk mimarı.
Ayrıca;
* Pantolonu ilk bulan ve giyenler Türklerdir.
* Demiri ilk işleyen ve savaş silahı yapımında kullanan Türklerdir.
* Mancınığı bulanlar ve ilk kullananlar Türklerdir.
* Mendil kullanmayı ilk uygulayanlar Türklerdir.
* Islıklı oku bulan Tanrıkut Mete’dir.
* Yeleği ilk kullananlar Türklerdir.
* Atı evcilleştiren ve savaşta kullananlar Türklerdir.
* Dünyada bilinen en eski kilometrelerce uzunluktaki sulama kanallarını yapanlar ve kullananlar Türklerdir. (Uygur)
* At koşum takımlarını ilk bulanlar ve kullananlar Türklerdir.
* Dünyada ilk defa insanlı denizatlıyı uzun bir süre su altında hareket ettiren Türklerdir.(III.Ahmet dönemi, şehzade sünnetinde)
* Yoğurdu dünya mutfaklarına kazandıran Türklerdir.
* İlk insan mumyalama tekniğini mükemmel bir şekilde uygulayanlar Altay Türkleridir. (Mısır medeniyetinden yüzyıllarca önce)
* Uygur bölgesinde bulunan, Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan Türklerdir.Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır. Çünkü bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut. Arkeologların dahi girişine kati surette izin verilmiyor. Çünkü dünya tarihinin tekrar yazılması gerekebilir.
Alıntıdır…
devamı
|
0 yorum |
1 views |
30 Ağustos 2008 |
Padişah gömleklerinin sırrı

![]() Padişah gömleklerinin sırrı
Osmanlı sultanlarının ayet, hadis ve sembollerle süslü her biri üç-dört yılda dokunan ‘tılsımlı gömlekler’inin sırrı hâlâ çözülemiyor. Uzmanlar, gömleklere işlenen şifrelerin Osmanlı tarihine ışık tutacağına inanıyor. Osmanlı padişahlarının savaşta galip gelmek, nazardan korunmak ve şifa bulmak için giyindikleri tılsımlı gömleklerin üzerindeki harf ve rakamların işaret ettiği anlam şimdilik bir sır.
Üstelik çözülemeyen yalnızca şifreler değil, kumaşların nasıl olup da 8 bin çözgü ipiyle dokunduğu da anlaşılabilmiş değil.
Gömleklerin şifresini ve dokuma tekniğinde kullanılan formülü bulmak ise merak tatmininden daha öte bir anlam taşıyor. Amaç, ‘altın oran’ı Türk tekstilinin hizmetinde kullanmak.Tılsımlı sultan gömlekleri, ayet ve duaları tespit eden bir alim, işe başlamak için ‘eşref saati’ni hesaplayan müneccim ve sonunda gömleği bezeyen nakkaşların ortak ürünü. Kumaşlar çoğunlukla o zamanki adıyla Tonguzlu olan Denizli’den getiriliyor saraya. Denizli’nin kaliteli pamuğundan dokunan bezler, iç giyimi olarak tasarlanan tılsımlı gömlekler için bire bir. Hattatların kağıdı terbiye etmek için kullandığı aharlama yöntemiyle yazıya elverişli hale getirilen kumaşlar nakkaşlar atölyesinde işlenmiş. Bir gömlek üzerinde 3-4 yıl uğraşan hattatlar için meçhul kahramanlar yakıştırması yerinde olur; çünkü gömleklerin pek azında kimin tarafından yapıldığı yazılı.
1978 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi’nde Osmanlı tekstili ve padişah giysileri üzerine çalışan Doç. Dr. Hülya Tezcan, tılsımlı gömlekleri grafik sanatının zirvesi olarak tanımlıyor. Gömleklerin üzerine celi, sülüs, kufi yazıyla işlenen ayetler ve dualar kare, yıldız gibi geometrik şekillerin ya da Kadem-i Saadet, Süleyman Mührü, Zülfikâr, lale gibi anlamlı motiflerin içine yazılmış. 15-20. yüzyıl arasında hazırlanan padişah giysilerini içeren saray koleksiyonunda Peygamber Efendimizin nübüvvet mührü, Hilye-i Şerif ve O’nun için yazılan Kaside-i Bürde’yle bezenmiş dört gömlek yer alıyor. Ancak diğer gömlekler üzerinde de yine Peygamberimize ait Kadem-i Saadet ve Nalın-ı Saadet motifleri kullanılmış.
Tılsımlı gömlekler üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’ ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Süleyman Mührü. Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali isimlerinin çoğunlukla bir arada anıldığını tespit etmiş. Koleksiyonun en eski tarihli gömleği Şehzade Cem’e ait. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına dair bir not bulunan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisine binerek Rodos’a hareket eden Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından galip çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir alındı. Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda. Ancak Viyana kuşatmasında bozguna uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu tahmin ediliyor.
Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini söylüyor. Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından diktirilen gömlek yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki taht mücadelesini değil, Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurulan Şehzade Mustafa’nın hazin sonunu da anlatır. Sultan 3. Murat’a ait gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin Dede’nin padişahlarla kurduğu iletişimi görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği yapan kişi değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha etmendir.” diyen ilginç bir kişilik.
Yavuz hakikaten savaştan zaferle dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor. Yavuz’dan sonra Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında. Yine aynı sultana ait gömleklerden biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Oğluna pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın hazırlattığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması. Nur Banu Sultan tahtı vârissiz bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleden zaferle çıkıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur kız çocuğu bırakarak bu dünyadan ayrılıyor. Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir.
Allahım sevgimi kulun Mustafa’nın gönlüne ver!
Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler için yapılmamış. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri için gömlek hazırlatmışlar. Onlardan biri Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış: “Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.” Gömleğin yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın muradını da kolaylaştır.” yazıyor. Hasan Paşa’nın muradı nedir, sadrazam olmak.
Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı bir adam olduğu ve sadrazam olabilmek için padişahları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış. Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş. Saltanat kavgalarının uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış. Dönemin tarikat dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında kadınları eşlerine şirin gösteren gömlekler de var. İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması mümkün değil.
Bir de hiç kullanılmadan kaldırılan gömlekler var koleksiyonda.
Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır. Elimizde yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor. İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda tılsımlı takke ve takma yakalar da var. Takma yakayla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan, kendince bir çıkarımda bulunuyor: “Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği söylenebilir.”
Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar; ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor. Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek ayrıldığını söylüyor. Hülya Tezcan yaklaşık 30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış. “Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki, giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunmadı. Gömleklerin hem dokuması hem de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğunu kabul etmeliyiz. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.” Hülya Tezcan’ın hazırladığı Padişah Giysileri kitabı önümüzdeki günlerde Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanacak.
Şifreyi çözmek Türk tekstiline yeni bir açılım getirecek Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu.
Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü gömleklere ulaşma hususunda Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok. 1998’den bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş. Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor. Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı bilmiyorum. Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor. Fakat çözebilirsem yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”
Osmanlı tekstilini incelerken siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini söyleyen Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş. Uzun yazılar yerine rakamlar ve harfler tercih etmek sınırlı zemini verimli kullanmayı sağlıyor. Ancak altta, gündelik hayatta pratik olma felsefesi yatıyor. Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal değerleriyle anlaştığı biliniyor. Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir matematik dehasına da işaret ediyor. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme (Ötüken Yayınları) adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu, Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.
Mehlika Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor. İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir. Fakat onun halihazırda çözdüğü bir figür var. Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek ‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında bu kaftan üzerine üç konferans vermiş. Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların koruyucusu olduğunu simgeliyor. Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün. Çünkü taç kullanan tek Osmanlı Padişahı Yavuz.
devamı
|
0 yorum |
11 views |
30 Ağustos 2008 |
Osmanlı Mutfağı

![]() Zengin Osmanlı mutfağında neler yenirdi, yemekte neye önem verilirdi?
Osmanlı padişahları, zengin Osmanlı mutfağında neler yerdi, yemekte neye önem verirdi ?
“Kültür” başlığı altında değerlendirildiğinde başlangıcı 15. Yüzyıl olarak ele alınan Osmanlı Saray yemekleri ilk kez büyük bir organizasyonla Türkiye’nin ünlü otellerindeki şeflerin katılacağı yarışmayla tanıtılacak. Yarışma, dünyanın üç büyük mutfak kültüründen biri olan Osmanlı mutfağının günümüzde de bilinirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak. “Osmanlı Saray Yemekleri Yarışması”nın ilki Amasya Valiliği’nin desteğiyle gastronomi yayıncılık grubu Food İn Life moderatörlüğünde Anadolu Halk Mutfağı Derneği’nin koordinatörlüğünde yapılacak.
İşte Osmanlı mutfağının püf noktaları ve padişahlara özel yemekler..
* Saray mutfaklarında sıradan halkın tükettiği bulgur yerine pirinç, bal-pekmez yerine şeker, esmer ekmek ve yufka yerine beyaz mayalı ekmek çeşitleri tüketilirdi.
* Osmanlı sofralarında su yerine şerbet ve hoşaf içilirdi.
* Koyun ve kuzu eti tercih edilirdi.
* Ekmeğe çok önem verilirdi. Has beyaz ekmek, en has beyaz ekmek, sıradan ekmek gibi çeşitlere ayrılıyor ve saraydaki hiyerarşik yapıya göre dağıtılırdı. Sultan en has ekmeği yerdi.
* En çok sevilen sebze patlıcandı. Ancak patlıcan da Anadolu’dan değil Çin’den gelen bir sebzeydi.
* Fasulye, patates, hindi, kakao, mısır, bazı kabak çeşitleri Amerika kıtasının keşfinden sonra, yani 15. yüzyıldan sonra Osmanlı mutfağına girdi.
* Bamyanın özel bir yeri vardı.
* Misk ve gül suyundan helva, keten helva, bademli helva gibi yedi-sekiz çeşit helva vardı.
* 19 yüzyılda saray mutfağında et ve balık pişirilirken tarçın kullanılırdı.
* Koruksuyu (olmamış üzümün suyundan yapılır) mutfakların demirbaşıydı.
* Tencere yemekleri koruk, limon suyu, nar ekşisi, ve tabii ki soğan ve çeşitli baharatlar ile tatlandırılırdı.
* Yemekler her zaman sadeyağ yani tuzsuz tereyağı ile pişirilirdi.
* Domates, 18. yüzyıl sonu Osmanlı mutfağına ‘yabani’ olarak girdi. Daha sonra aşılanarak bugün bildiğimiz domates haline geldi. İlk hali kiraz domates boyutlarındaydı. Domates yeşilken tüketilirdi. Dolması, çorbası, zeytinyağlısı yapılırdı. Kırmızıya döndüğünde de çöpe atılırdı.
* Şiş kebap bugünkü gibi demir şişte yapılmazdı. Şiş olarak defne dalı ya da patlıcan sapı kullanılırdı. Sıcaklıkla birlikte bunların aromaları ete geçer.
* Sultanın yemeğini önce çaşnigirbaşı, yani çeşni tadıcı tadar sonra padişah yerdi. Yemekler sahanda gelirdi.
* Bugün bizim bildiğimiz asma yaprağından sarmalar Osmanlı’da fındık kestanesi yaprağının sürgünlerinden, at kestanesi yaprağından, ayva yaprağından, fasulye yaprağından yapılırdı.
* Yemeğini yalnız yiyen Fatih Sultan Mehmet en çok karides, tavuk ve balık severdi. Fatih Sultan Mehmed için pişen yemeklerde en çok yumurta kullanılırdı. Örneğin, tavuk kızartmasında, özel lapa ve peynirli pidede en çok harcanan yumurtaydı. Fatih`in padişah sofrasında yenen etler koyun, tavuk, kaz, baş, paça ve işkembeydi. Sarayda en çok yenen sebzeler pırasa, lahana ve ıspanaktı.
* Sultan II. Abdülhamid’in en çok sevdiği yemek soğanlı yumurtaydı. Soğanlı yumurtayı kim iyi yaparsa o ödüllendirirdi. Soğanlı yumurtanın yapılması, pişirilmesi çok büyük bir marifet gerektirirdi. Soğanlı yumurtanın pişirilmesi üç buçuk saat sürerdi.
* Sultan Abdülhamit sade yemekleri severdi. En çok sevdiği yemek yoğurt ve çılbır (yoğurtlu yumurta) idi.
devamı
|
0 yorum |
7 views |
30 Ağustos 2008 |
Süleymaniye Cami’sinin Şifreleri

![]()














Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi.
Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni’nin canını sıkmıştı. Sinan’ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan’a.
Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye’ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi.
Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle ” Bu ne iştir Mimarbaşı ” diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan’ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu.
Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu.
Bunun için Anadolu’nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi.
Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni’de , Sinan’ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı.
Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu.
Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı.
Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı. Şaşırdınız değil mi? Durun, daha bitmedi…
Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı.
Süleymaniye’nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı.
Bütün bunlar bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı.Son Bir Şifre Daha Var. Hani oyuklar var ya isin bir odada toplanmasını sağlayan , hava akımını içeri alan.
Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz.
Ayrıca Süleymaniye’nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.
devamı
|
0 yorum |
2 views |
30 Ağustos 2008 |
Kalsın…

![]()
Sorma benim derdimi,sorma nicedir halim;
Gözümden dertler damlar,bırak benimle kalsın.
Seyredeyim dokunma o hüsn-i cemalini
Dönmeyeceksen artık, bende hayali kalsın
Vermezmiydim uğrunda bir değil, bin can feda
Yuh olsun ölemezsem, eğer senin uğrunda
Bir yetim çocuk gibi, ağlar sessiz ardında;
Bırak gözümde yaşlar kuruyup öyle kalsın.
Aynalarda ben yokum,senin yüzün duruyor,
Kokun her yerde senin,sesin evde çınlıyor,
Gittiğin düşüncesi beni benden ediyor,
İbrahim’in sabrıyla beklemek bana kalsın.
Belalara hazırdım sen olsaydın yanımda,
Her şeyim yarım kaldı,ümitlerim ardımda,
Varsın hep gece olsun ermeyeyim sabaha,
Bırak gündüzler sana, geceler bana kalsın.
Bırak bu aşk masalı burada kalsın,
Yalan dünya gibi sende yalansın,
Giderken son lahza bakta hatıran kalsın,
Yansın gözlerimde gözlerin yansın
NAZLIYAR
devamı
|
0 yorum |
0 views |
30 Ağustos 2008 |
Bul Beni….

![]()
BUL BENİ…
BİR ŞİİRİN MISRALARINDA BUL..
BİR BEBEĞİN GÖZ BEBEKLERİNDE
BİR ANNENİN ŞEVKATİNDE BUL BENİ….
YILDIZINLARIN KAYIŞINDA DİLEDİĞİN GİBİ İSTE BENİ,
SUSUZLUĞUNDA BİR BARDAK SUDA KANIŞIN GİBİ…
SESSİZLİKTE SUKUTUMDA DUY SESİMİ…
BUL BENİ…
GÖZBEBEKLERİMDE GÖR SÖYLEMEDEN SENİ SEVDİĞİMİ,
KİBRİTİ ÇAKMADAN GÖR YANDIĞIM ATEŞİ.
DOKUNMADAN HİSSET,ELLERİNİ SÜRMEDEN SEV
YÜREĞİNİN SESİNDE NEFESİNDE BUL BENİ…
NAZLIYAR (28.8 2008)
devamı
|
0 yorum |
3 views |
30 Ağustos 2008 |
Doktor (Şevket Okyay)

![]()
D O K T O R
Hastanın o üzgün titrek sesini
Güçlükle aldığı dar nefesini
Acı tebessümlü kof neşesini
Daha ilk bakışta görendir Doktor
Kendi sıkılsa da onu sıkmadan
Sabır göstererek gönül yıkmadan
Nasılsın demeye asla bıkmadan
Hastayla diyalog kurandır Doktor
Tutkusu sadece İnsan Hayatı
Muzdarip inlerken olmaz rahatı
Vazgeçmesi zor maddi menfaatı
Elinin tersiyle vurandır Doktor
Kurtarma aşkıyla örnek bir tarzda
Dürüstçe yol alır o kutsal izde
Mesleğe girerken verdiği sözde
Tap taze yeminle durandır Doktor
İster Cahil olsun isterse Alim
İster Mazlum olsun isterse Zalim
Birine musallat olmuşsa ölüm
Ecelle savaşa girendir Doktor
Benzeri bulunmaz bu Ustalığın
Yılmaz bekçisidir daim sağlığın
Canavar kesilmiş her hastalığın
Neşterle üstüne varandır Doktor
Hastalık çaresiz , Habis olsa da
Tıbbın kudreti aciz kalsa da
Hasta gidici kesin bilse de
Yaşama ümidi verendir Doktor
Diş – Tırnak misali örter arayı
Azimle kısaltır acı süreyi
Izdırap kaynağı müzmin yarayı
Şefkatli ellerle sarandır Doktor
Duayla uzanan berrak elleri
Minnetle dopdolu tatlı dilleri
Yeniden açan o zarif gülleri
Yürekten koklayıp derendir Doktor
Sönmeyen bir ışık vardır ahdinda
Güneş olup doğar hasta bahtında
Salim İnsanların gönül tahtında
Sultanca saltanat sürendir Doktor
Ulvi mesleğinde ,seçkin dalında
Topluma faydalı olma yolunda
Salaha kavuşmuş insan selinde
Sonunda murada erendir Doktor
Şevket OKYAY

devamı
|
0 yorum |
2 views |
30 Ağustos 2008 |
Namaz (Şevket Okyay)

![]()


N A M A Z
Resulü Erkem’e -Miraç Gecesi,
Allah’tan -hediye olmuştur Namaz.
Ümmet’ten kemale erdi ,nicesi,
Mevla’ya , tam dostluk kılmıştır Namaz.
İslam’da amelin ,başı Namazdır,
Çünkü Namazda ,sözleşme vardır.
Mü’min her işinde- doğru,hassastır,
Çünkü beş öğün ,yüzleşme vardır.
Allah’ın tellalı ,günde beş kere,
Kulları Rab’bıyla ,söze çağırır.
Dünyaya daldırmış,ben gibilere ,
Bağırıp-ısrarla ,iz’e çağırır.
Huşuyla kılınan gerçek bir namaz,
İman ışığına ,muhafazadır.
Na’mahfuz bir iman, sür git ışımaz,
Yansa da öylesi ,kalbe ezadır.
Mü’min-in Allah’a ,en yakın anı,
Namaz içindeki ,rüku – secdedir.
Yaradan nuruyla- sarar her yanı,
Bu ise, insana- büyük müjdedir.
Feyz almış olanın, yüzü güleçtir,
Bu hal, simaları nurani yapar.
Hak’kın Rahmetine ,banmak ilaçtır,
Ruhları yüceltir,yarayı kapar.
RABB’ın sohbetinde, sayı arttıkça,
Kardeşlik gelişir,dostluklar artar.
Allah sevgisinin payı arttıkça,
Toplum güven bulur,düşmanlık kalkar.
Ey MEVLAM, lütfedip hidayet ver de,
Erinme duymadan kılalım Namaz.
Çünkü o şifadır ,sayısız derde,
Ona sığınanı yabanda komaz.
Ya RABBİ ,hatamız boyu da geçer,
İçinde boğulup, kaybolmayalım.
Ne var ki ,Rahmetin dağı da geçer,
Bağışla , gazaba kaydolmayalım.
Yüz yıllar İslam-a , hizmet ettirdin,
Adını , Cihana duyurmuşuz biz.
Türk’lerle bu dini ,metih ettirdin,
HAKK ile ,Alem’e buyurmuşuz biz.
Şevket OKYAY


devamı
|
0 yorum |
3 views |
30 Ağustos 2008 |
seni ançak teneşir peklar

![]() Anlayacaklar neymiş! sensizhayat
Yüreklinin Sevdasını…
Nedense hep soğuktun
Bu kez tek şekerli çayın adı gibi.
Çayımı elimle topladım
Beğenmedi gül suratlı.
Fırtına türküsü söyledim,
Kapadı kulaklarını.
nerdenmi? söyledim.
Güresundan , Göreleden
Trabzondan, Rizeden
Çarşambayı sel aldı
Bir yar , sevdim onuda el aldı.
O öyle demiyordu.
Bir vakitler,
Saçlarıma, Gül değil,
Takıyordu çay filizlerini,
fındığın yaprağını.
karadenizde akıyor durmadan,
Deli hasret, deli hasret, gibi
Sen ancak takarsın markalı,
Saatleri.Sürersin parfümleri
Giyinirsin son model takımı.
Ben senin gibi adamı ne yapayım?
Seni ancak 55 den sonra,
Teneşir paklar! Teneşir paklar!
BEN KİMMİYİM?
SENSİZHAYAT
devamı
|
0 yorum |
1 views |
30 Ağustos 2008 |
benkimmiyim?

![]() Ben kimmiyim?
Her şiirde bir dizeyim
Her dizede bir imge gibiyim
Bazen ormanlara dayarım sırtımı
Bazen karadenizin fındık tarlasına
Ellerim çay kokuyor
Ayaklarim toprak
Saçlarımda yıldızlar akıyor
Gözlerimde sanki bir şafak
Karadenizin hırçın dalgalarında
Ben kimmiyim?
Bir karadeniz diyarından
Ya hopadan ya rizeden
Ya trabzonun vakfı kebirinden
Yada samsunun çarşambasından
Örtülmüş su bulutları üstündeyim
Karadenizin denize bakan fındıkları
Gibiyim çay tarlalarında
Peki ben kimmiyim?
SENSİZHAYAT
devamı
|
0 yorum |
1 views |
30 Ağustos 2008 |
Bismillah

![]()
Mevcudatın vird- zebanı
Her hayrın başı
Kuvvetim
Takatim
Bereketim
Memleketim
Bismillah
Kırıl nefsim
Çatla iblis
İntişarı dalların
Arıların balların
Vird-i zebanı bismillah
Sözüm yar adına
Bismillaha bismillah
Aczimin nişanesi
Ebleh olmam vAllah billah
Gücüm
Kuvvetim
Süveydama saffetim
Yaradana bismillah
Başı sözün
Sonu özün
Senin adına
Gören gözün
Ey rahman u rahim
Zikre
Fikre
Şükre
istediğin ücretin
Adı:
Bismillah
devamı
|
0 yorum |
12 views |
30 Ağustos 2008 |
Namaz

![]() Önce niyetimi arıttım
Sonra ellerimi
Başımı
Yüzümü
Ayağımı
Yetinmedim arınmalara
İsminle tinimi de arıttım
Kurşun yedi birden
İçimin dışımın düşmanları
Kalakaldım kendime
Sıyrıldım yerel aşklardan
Sana geldim
Al huzuruna
Senin et beni
Derken
Bir muamma düştü aklıma:
Namaz namaz o namaz
Onu kimse kılamaz
Etten mescit su kıble
Bunu kimse bilemez
Zor soru zor sual
Gel de çık içinden
Yunusçuğuma bir tembih
Çıkma karnından Yunusun
Kılmak zor namazı balıkların dışında
İnsan sudan çıkmış yunus oluyor
Aç susuz gıdasız kaldım
Doymadı aç ruhum müziklerle
Sensiz kara kaldım
Ey güzel buluşma
Kaba kaldım
Hadi kabul buyur beni
İşle beni nakşet
Süsle ruhumu
Ben yarime
Böyle kirli gidemem
İlk buluşma şafak vakti
Attım üstümden uyku yorganlarını
Açtım gözlerimi dünyaya
Kurtuldum ölümlerden
Ey mimhamimdel’in göz nuru
Gül gönüllerin miracı
Ey gülden ve sümbülden silahım
Elimdesin vermem seni şeytanlara
Attım ellerimle dünyayı ardıma
Ardıma attım dünyayı ellerimle
Bir sen kaldın kalbimde
Bir sen varsın gönlümde
Çok tarumar oldun
Harap oldun bitap oldun
İşte sana bayramlar getirdim
Sen de sevin çocuk gönlüm
Elif olurum
Del olurum
Mim olurum
Doymam bu tatlı olmalara
Tekrarlarım olmalarımı
Elif olurum
Del olurum
Mim olurum
Nam u nişanesiz kalmak istemem
Dedemden bir isim isterim
Konur benim de adım
Bana da ade(a)m derler
Dünya halidir işte
Her güzelin bir sonu vardır
Aklım yeni buluşmalarda
Bir güzel selam sağa
Bir güzel selam sola
Eşyayı dirilmiş gördüm
Sevinir gördüm
Selamımı alır gördüm
Aleykümselam
Aleykümselam
Vesselam
devamı
|
0 yorum |
2 views |
30 Ağustos 2008 |
|
|