BAZI SÜRE VE ÂYETLERİN FAZİLETLERİ

1- Ebu Saîd Raf’i b. el-Muallâ (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) bana,
“mescidden çıkmadan önce Kur’an’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?”
buyurdu ve elimden tuttu. Mescidden çıkmaya niyetlendiğimizde: Ey Allah’ın
Elçisi! “Kur’andaki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?” diye sormuştunuz,
dedim. Hz.Peygamber de: “O, yedi âyet olan el-Hamdü Lillâhi Rabbi’l-Âlemin
sûresidir ve bana ihsan olunan Kur’an’dır” buyurdular (Buhârî).
2- İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor: Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (s.a.v)’in
yanına oturduğunda yukarı cihetten bir çıtırtı sesi duyup başını yukarıya
kaldırdı ve “bu ses semadan sadece bugün açılan bir kapının sesidir” dedi.
Hemen bir melek geldi. Cebrail, “bu melek bundan önce hiç yeryüzüne
inmemiştir” dedi. Sonra melek selam verdi ve “senden önce hiçbir peygambere
verilmeyen iki nurla Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin sonlarıyla seni
müjdeliyorum, onlardan okuyacağın her harfin karşılığı verilir” buyurdu
(Müslim).
3- Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v): “Evlerinizi kabirlere
çevirmeyin, çünkü şeytan, içinde Bakara Sûresi okunan evlerden nefret eder”
buyurdu (Müslim).
4- Ubeyy b. Ka’b (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v): “Ey Ebu’l Munzir
Allah’ın kitabındaki hangi âyetin daha büyük olduğunu bilir misin? buyurdular.
Ben de “Allahu Lâ İlâhe İllâ Hüve’l Hayyu’l Kayyûm’dur” cevabını verince,
“Ebu’l-Munzir! Mâşaallah, sorulan herşeyi biliyorsun!” buyurdular (Müslim).
5- Ebu Mes’ud el-Bedrî (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu;
“Kim bir gecede Bakara Sûresi’nin son iki âyetini okursa ona yeter”
devamı
|
2 yorum) |
70 views |
28 Eylül 2008 |
Kur’an-ı Kerim Okuma adabı

1- Okumaya başlamadan önce ağzı misvakla temizlemek.
2- Kur’an’ı mescit veya bir başka temiz yerde okumak.
3- Kıbleye yönelmek.
4- Allah Teâlâ’nın: “Kur’an okuyacak olduğun zaman,kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” âyeti (Nahl, 98) mûcebince Kur’an okumaya başlarken eûzü çekmek.
5- Tevbe Sûresi hariç her sûrenin başında besmele çekmek.
6- Okunan Kur’an âyetlerini huşû ile dinleyip anlamları hakkında düşünmek.
Allah Teâlâ, Muhammed Sûresi’nin 24. âyetinde bu hususa işaretle meâlen:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri mi kilitli?!” buyurmaktadır.
7- Sesi güzelleştirmek ve Kur’an’ı tane tane okumak (Müzzemmil, âyet: 4).
8- Aceleci davranmamak.
9- Med kaidelerine uymak.
devamı
|
0 yorum |
105 views |
28 Eylül 2008 |
Kur’an-ı Kerim Okuma Fazileti

![]() 1- “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar
(belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah
namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir
nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer
bir makama göndereceğini umabilirsin” (İsrâ, 78, 79).
2- “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar
ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir” (Bakara, 2).
3- “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden
ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır” (Bakara, 185).
4- “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size
apaçık bir nur indirdik” (Nisâ 174).
5- “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını
arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle
karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir” (Mâide 15, 16).
6- “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için
sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya
devam ederler” (En’âm, 92).
7- “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun
ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin” (En’âm, 155).
8- “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet
olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik” (A’râf, 52).
9- “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle
iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz” (A’râf, 170).
10- “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” (Arâf, 204).
11- “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa,
müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın
lûtfuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı
olarak) topladıklarından daha hayırlıdır” (Yunus, 57, 58).
12- “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” (İbrahim, 1).
13- “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir
kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin
birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri
dönüp giderler” (İsrâ, 45, 46).
14- “Biz, Kur’an’dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve
rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsrâ, 82).
15- “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar
tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu
Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de
gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın,
dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi
de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 23).
16- “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir,
iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle
doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu
göstermektesin” (Şûrâ, 52).
17- “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah
korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr, 21).
18- “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” (Kadr, 1, 2, 3).
19 - “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir” (Beyyine, 2, 3).
20- “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız”
(Hicr, 9).-
devamı
|
1 yorum |
117 views |
28 Eylül 2008 |
Dua ile başlar Elifbamız..

![]() Dua ile başlar Elifbamız…
Ne zaman elimize bir Elifba alsak hep şu dua ile karşılaşırız: �
Bismillahirrahmanirrahim. Rabbi yessir vela tuassir Rabbi temmim bil hayr. �
Bu duanın anlamı şudur: �Ey Rabbim işimi kolaylaştır, zorlaştırma ve hayırlı bir sonuca erdir.�
Başlama duamızın anlamını da öğrendikten sonra yapacağımız bir şey daha kalıyor. O da Elifbamızın ilk harfini okumaya ve öğrenmeye başlamadan önce bu duayı yapmak. Tabii ki önce her güzel işimizde olduğu gibi �Besmele� çekmeyi de unutmuyoruz.
Kur�an öğrenmek için ne zaman Elifba�yı açıp okumaya ve Kur�an harflerini öğrenmeye başlasak karşımıza Peygamberimizin (sas) şu sözü de çıkacaktır: �Sizin en hayırlınız, Kur�an-ı Kerim�i öğrenen ve başkalarına öğretendir.�
Yine Peygamber Efendimizin bir sözü daha vardır ki, bu da anne ve babalarımızı Kur�an�ı öğretme konusunda teşvik etmekte ve müjde vermektedir: �Çocuklarına Kur�an öğreten anne-babaya cennette taç giydirilir.�
Ayrıca kutsal kitabımız Kur�an-ı Kerim de bize şunu emreder: �Seni yaratan Rabb�inin adıyla oku!�
Bismillah diyelim ve alfabemize başlayalım!
Zaman Gazetesine ve bu sayfanın yapımcısı Kerim Gün’e Teşekkürler
devamı
|
0 yorum |
46 views |
28 Eylül 2008 |
Risalei Nur ve Eğitim Masaya Yatırıldı

![]() VII. Masa Sonuç Bildirisi
Canlılar aleminde insanla özdeş tek kavram da eğitimdir. Her şeyi öğrenmeye muhtaç olarak dünyaya gelen insanın asıl görevi “öğrenerek olgunlaşmak” tır. İnsanın cehaletini bilen Yaratıcı, “Esma-i Hüsna’sının tecellilerini, (isimlerini) ve bütün bilimleri öğrenme kabiliyetini vererek” (Bakara: 31) öğretme-öğrenme sürecini başlatmıştır.
Vahşet ve Bedeviyet, Kölelik, Esirlik ve Ücretlilik olmak üzere dört dönem yaşayan insanoğlu, beşincisi olan ve Bediüzzaman’ ın ifadesiyle “Serbestiyet ve Malikiyet” dönemine girmiş bulunuyor. İnsanı anlama çabalarının yoğunlaştığı, bilgi ve ilet
işim teknolojilerinin hız kazandığı, korkuların fazlalaştığı, yaşama yönelik tehditlerin arttığı, ihtiyaçların yediden yetmişe çıktığı, küreselleşme ile birlikte, etkileşimin yoğun olarak yaşandığı ve kültürler arası farklılıkların azaldığı bir döneme giriyoruz. Bu dönem, bireysel özgürlüğün öne çıktığı, paylaşma kültürünün daha çok benimsendiği ve iletişimin, değerler üzerinden yapılmaya başlandığı bir dönem olacak.
devamı
|
1 yorum |
19 views |
28 Eylül 2008 |
Risale-i Nur Dili

![]() Öncelikle belirtmek gerek ki, Risale-i Nur’da, okuyan herkesin gerek zorlandığı için gerekse hoşlandığı için sezdiği bir özel dil vardır. Bu zorlanma durumu değişik sonuçlar doğuruyor. Kimileri zorlandığı için okumayı terk ediyor ve zihinlerinde “Risale-i Nur’un dili ağırdır” gibi bir yargıyı ömür boyu taşımaya devam ediyorlar. İlginçtir ki, Risale-i Nur’un dili üzerindeki bu yargı, bu dili okumaya değil de, okumaktan vazgeçmek üzerine bina edilmiştir. Baştaki zorlanmasını bilahare aşıp hoşlanmaya kalbetmiş biri olarak, kendi okuma maceramı bir laboratuvar verisi olarak kullanma hakkım var şu halde. Bu veriler ise, okumaktan vazgeçenler ya da okumamayı tercih edenlerle aynı kanaati paylaşmamı gerektiriyor:
“Risale-i Nur’un dili ağırdır.”
İşte bu “ağır” kelimesi, bir farklılığın ifadesidir.. Risale-i Nur’un “ağır”lığı, özel bir “Risale-i Nur Dili”nin habercisidir. Bu “ağır”lık konusunda hemfikir olduğumuza göre, sorulması gereken diğer soruları birlikte soralım: Bu ağırlık çekilebilir mi? Çekilebilirse, çekmeye değer mi? Bu ağırlığın çekilebilir olduğunu sayısız Nur talebesi kendi hayatlarıyla gösteriyorlar. Peki, Nur talebesi olmak gibi bir ağırlığı üstlenmeyenlerin sorusunu nasıl cevaplamalı: Bu ağırlığı çekmeye değer mi? Aşağıda anahatlarıyla ve kaba bir tasnifle sunmaya çalışacağım “Risale-I Nur Dili”nin misyonu, bu sorunun cevabını hazırlamaya yöneliktir.
devamı
|
1 yorum |
33 views |
28 Eylül 2008 |
İman Hizmeti’ Devri Acaba Kapanıyor mu ?

![]() İman Hizmeti’ Devri Acaba Kapanıyor mu ?
Küçük gibi görünen kimi dikkatsizlikler, vahim neticeler doğurur. Bir kibrit bir ormanı yakar. Önemsemeye değmez gibi gözüken bir nüans, çok ciddi ayrılıkların beşiği olur. Baş bir batman ağırlığı kaldırırken, göz bir kıl kadar ağırlığa dayanamaz. Bir açının merkezindeki bir milimetrelik sapma, çizgiler uzadıkça, metrelerce, hatta kilometrelerce uzaklığa yol açar.
Bunca kelamı ard arda niye sıraladık?
Risale-i Nur sıradan bir kitap değil; ve o yüzden dikkatsizliği, ezberciliği, zihin tenbelliğini hiç kaldırmıyor. İnsanın kendini ona vermediği yerde, o da sırrını bize vermiyor.
Sanırım bu yüzden, bizatihî Said Nursî, birçok mektupta risaleleri dikkatle, teennî ile, üzerinde dura dura okuma; gazete okur gibi okumama; üzerinde müzakere ve mütalaada bulunma; ‘ders müzakeresinde zeki birer muhatap’ olma uyarısında bulunuyor.
devamı
|
1 yorum |
23 views |
28 Eylül 2008 |
Tevekkül

![]() NK - SÖZLER - 23.Söz
ÜÇÜNCÜ NOKTA
İmân hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakiki imânı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyikâtından kurtulabilir.
-2- der, sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisâtın dağlarvâri dalgaları içinde seyrân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlakın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder, sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennete uçabilir.
Yoksa, tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker.
Demek, İmân tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat, yanlış anlama! Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki, esbâbı dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi duâ-i fiilî telâkkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Haktan istemek ve neticeleri Ondan bilmek ve Ona minnettar olmaktan ibârettir.
devamı
|
0 yorum |
16 views |
28 Eylül 2008 |
Hisleri İyi Bilmek

![]() Üstâd Bediüzzamân Hazretleri; ´Dokuzuncu Mektûb´da şöyle der: “Tahinin ederim ki, nâsihlerin (nasihat edenlerin) nasîhatlari, şu zamanda te´sirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: ´Haset etme! Hırs gösterme! Adavet (düşmanlık) etme! İnat etme! Dünyayı sevme!´ yani, ´Fıtratım değiştir!´ gibi, zahiren onlarca mâlâyutak (takat yetmez) bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: ´Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz!´ hem nasihat te´sir eder, hem dâire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.”
Demek ki insandaki hisler, Cenâb-ı Hakk´ın fıtrat-ı beşere dere ettiği, imhası ve set çekilmesi mümkün olmayan, bir su memba´ı gibidir. Nasıl ki, bir su memba´mı yerin altına hapsetmek mümkün değildir. Aynen öyle de, hislerin önüne set çekmek ve yok etmek mümkün değildir. Bir su memba´ımn üzeri reddedilse, başka bir menfezden yol bulup yine yeryüzüne çıkar. Çıktığı yer tekrar reddedilse, başka bir yerden yol bulup yine çıkar. İmhası ve şeddi mümkün olmayan bu su memba´ının, çıktıktan sonra yönünü çevirmek ve istenilen tarafı tevcih etmek gayet derecede mümkün ve kolaydır.
devamı
|
1 yorum |
38 views |
28 Eylül 2008 |
iman tevhidi tevhid teslimi …

![]() “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktizâ eder” der Bediüzzaman Hazretleri. Bu ifadesiyle; hasretini çektiğimizin adını koymuş ve hayalini kurduğumuz, vasıl olmak için perişan olduğumuz o mutluluklar ülkesinin adresini göstermiştir bize.
Saadet-i Dareyn; iki dünya saadeti. Dünyada başlayıp ahirette devam eden ve mutluluğun bitmediği âsûde bahar.. Sadet-i dareyndir kalplerimizin, ruhlarımızın maksudu. Lâkin, elbette bedelsiz ve usulsüz kavuşulamaz hiçbir güzele.
Sadet-i dareynin adresinde imandır ilk basamak..
İman eden; “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz. Öyleyse nihâyet derecede muntazam olan şu memleket de hâkimsiz olamaz”der. Ve devam eder, “Allah vardır. Yer, gök ve içinde ne varsa O’nundur. Ben de O’nunum” Bu ifadelerle artık, kul ile Rabbi arasında bir bağlılık oluşmuştur.
devamı
|
2 yorum) |
54 views |
28 Eylül 2008 |
Günlük Hayatta Sünneti Seniyye

![]() 1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.
3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.
4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.
5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.
6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.
7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
8. Tabağa az yemek koydurtup artık bırakmamak.
9. Sofrada sağ dizi dikip, sol dizi yere yatırmak.
10. Saf ipek ve saf altın ümmet-i Muhammed’in erkeklerine haram kılınmıştır.
11. Selamı yaymak. Selam, kelamdan önce gelir.
12. Eve girince ilk söz ev halkına selam vermek olmalıdır.
13. Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada bulunmak.
14. Musafaha ile birlikte, hürmet, samimiyet ve şefkate vesile olan kucaklaşmalar yapılabilir. Süfli hisleri uyandıracak sarılmalar caiz değildir.
devamı
|
3 yorum) |
90 views |
28 Eylül 2008 |
Resûlullah Efendimizin İsimleri

![]()
|
Abdullah
Allah’ın kulu |
Âbid
Kulluk eden, ibadet eden |
Âdil
Adaletli |
Ahmed
En çok övülmüş, sevilmiş |
|
Ahsen
En güzel |
Alî
Çok yüce |
Âlim
Bilgin, bilen |
Allâme
Çok bilen |
|
Âmil
İş ve aksiyon sahibi |
Aziz
Çok yüce, çok şerefli olan |
Beşir
Müjdeleyici |
Burhan
Sağlam delil |
|
Cebbâr
Kahredici, gâlip |
Cevâd
Cömert |
Ecved
En iyi, en cömert |
Ekrem
En şerefli |
|
Emin
Doğru ve güvenilir kimse |
Fadlullah
Allah’ın ihsânı,fazlına ulaşan |
Fâruk
Hakkı ve bâtılı ayıran |
Fettâh
Yoldaki engelleri kaldıran |
|
Gâlip
Hâkim ve üstün olan |
Ganî
Zengin |
Habib
Sevgili, çok sevilen |
Hâdi
Doğru yola götüren |
|
Hâfız
Muhafaza edici |
Halîl
Dost |
Halîm
Yumuşak huylu |
Hâlis
Saf, temiz |
|
Hâmid
Hamd edici, övücü |
Hammâd
Çok hamdeden |
Hanîf
Hakikate sımsıkı sarılan |
Kamer
Ay |
|
Kayyim
Görüp, gözeten |
Kerîm
Çok cömert, çok şerefli |
Mâcid
Yüce ve şerefli |
Mahmûd
Övülen |
|
Mansûr
Zafere kavuşturulmuş |
Mâsum
Suçsuz, günahsız |
Medenî
Şehirli, bilgilive görgülü |
Mehdî
Hidayet eden |
|
Mekkî
Mekkeli |
Merhûm
Rahmetle bezenmiş |
Mes’ûd
Mutlu |
Metîn
Çok sağlam ve güçlü |
|
Muallim
Öğretici |
Muktedâ
Peşinden gidilen |
Mübârek
Uğurlu, hayırlı, bereketli |
Müctebâ
Seçilmiş |
|
Mükerrem
Şerefli, yüce |
Müktefî
İktifâ eden, yetinen |
Münîr
Nurlandıran, aydınlatan |
Mürsel
Elçilikle görevlendirilmiş |
|
Mürtezâ
Beğenilmiş, seçilmiş |
Muslih
Islah edeci, düzene koyucu |
Mustafa
Çok arınmış |
Müstakîm
Doğru yolda olan |
|
Mutî
Hakka itaat eden |
Mu’ti
Veren ihsân eden |
Muzaffer
Zafer kazanan, üstün olan |
Müşâvir
Kendisine danışılan |
|
Nakî
Çok temiz |
Nakîb
Halkın iyisi, en seçkini |
Nâsih
Öğüt veren |
Nâtık
Konuşan, nutuk veren |
|
Nebî
Peygamber |
Neciyullah
Allah’ ın sırdaşı |
Necm
Yıldız |
Nesîb
Asil, temiz soydan gelen |
|
Nezîr
Uyarıcı, korkutucu |
Nimet
İyilik, dirlik ve mutluluk |
Nûr
Işık, aydınlık |
Râfi
Yükselten |
|
Râgıb
Rağbet eden, isteyen |
Rahîm
Mü’minleri çok seven |
Râzî
Kabul eden, hoşnut olan |
Resûl
Elçi |
|
Reşîd
Akıllı, olgun, iyi yola götürücü |
Saîd
Mutlu |
Sâbir
Sabreden |
Sâdullah
Allah’ ın mübârek kulu |
|
Sâdık
Doğru olan, gerçekci |
Saffet
Arınmış, seçkin kişi |
Sâhib
Mâlik, arkadaş,sohbet edici |
Sâlih
İyi ve güzel huylu |
|
Selâm
Noksan ve ayıptan emin olan |
Seyfullah
Allah’ ın kılıcı |
Seyyid
Efendi |
Şâfi
Şefaat edici |
|
Şâkir
Şükredici |
Tâhâ
Kur’ân-ı Kerîm’ deki ismi |
Tâhir
Çok temiz |
Takî
Haramlardan kaçınan |
|
Tayyib
Helal, temiz, güzel, hoş |
Vâfi
Sözünde duran |
Vâiz
Nasihat eden |
Vâsıl
Kulu Rabb’ine ulaştıran |
|
Yâsîn
İnsan-ı kâmil |
Zâhid
Mâsivadan yüz çeviren |
Zâkir
Allah’ ı çok anan |
devamı
|
1 yorum |
25 views |
28 Eylül 2008 |
Efendimizin Şemaili

![]() * Yaratılış ve ahlâk itibariyle insanların en üstünü idi.
* Bütün Peygamberlerin en güzeli o idi.
* Boynu uzun ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazuları kalın, parmakları uzundu.
* Kendisi şişman değildi.
* Uzuna yakın orta boylu, güçlü ve kuvvetli idi.
* Mübarek cildi ipekten yumuşaktı.
* Yüzü hafifçe yuvarlak, kaşları hilâl gibi idi.
* Kirpikleri uzun, gözleri kara, büyük ve son derece güzeldi.
* Saçları ne pek kıvırcık, ne de pek düz idi.
* Sakalı sık ve tamdı. Uzun değildi.
* Cismi güzel, kokusu hoş idi.
* Sünnetli olarak ve göbeği kesik vaziyette doğmuştu.
* Yüzü gül gibi kırmızıya benzeyen beyaz ve nuranî, berrak ve ışıklı idi.
* Dişleri inciler gibi beyazdı.
* Konuşurken ön dişlerinden nurlar saçılır, gülerken ağzında ışıkların bile aydınlandığı sanılırdı.
* Koku sürünsün veya sürünmesin teni ve teri en güzel kokulardan daha güzel kokardı.
* Mübarek eliyle bir çocuğun başını okşasa, o çocuk diğerleri arasından hemen seçilir, belli olurdu.
* Pek uzaktan işitir, kimsenin göremeyeceği mesafeden görürdü.
devamı
|
2 yorum) |
33 views |
28 Eylül 2008 |
Peygamber Efendimizin Hayatı

![]() Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke’de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayâtının 13 yılı Mekke’de, 10 yılı da Medine’de geçti. Medine’de 63 yaşında vefât etti. Bu sebeple:
Hz. Muhammed (s.a.s.) ‘in hayâtı (571-632):
a) Peygamberliğinden Önceki Hayâtı (571-610),
b) Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.
Peygamberlik devri de:
a) Mekke devri (610-622)
b) Medine devri (622-632)
olarak iki döneme ayrılır.
Bu sebeple Siyer ve İslâm Târihi ile ilgili kitaplarda, Rasûlullah (s.a.s.)’in hayâtı, “Peygamberlikten (Bi’setten) öncesi” ve “Peygamberlik devri” diye iki devreye ayrılarak incelenmiştir. Peygamberlikten önceki hayatını da:
1- Çocukluk devresi (8 yaşına kadar olan süre),
devamı
|
32 yorum) |
1,590 views |
28 Eylül 2008 |
Efendimizin Çocukluğu

![]() eygamber Efendimizin Dünyaya Gelişi ve Çocukluğu
Resûl-i Ekrem Efendimizin Dünyaya Teşrifleri
Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.
Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden âdetâ mâteme bürünmüştü. Gözyaşı döken gözler değil, ruh ve kalblerdi. Kalb ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumi yas ilân edilmişti.
Yeryüzü saâdetin, sevincin, huzurun kaynağı olan “Tevhid” inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası ruh ve kalbleri kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok batıl ilâhlar yer almıştı. Hakiki sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.
devamı
|
0 yorum |
55 views |
28 Eylül 2008 |
ALLAH (c.c.)ün Kelamı

![]() 
Konuşma. Allah’ın Sübuti sıfatlarından. Allah’ta bulunması zorunlu olan konuşma niteliğini belirtir. Allah bu sıfatı ile peygamberler aracılığıyla emir ve yasaklar koyar, haberler verir. Ancak konuşmasının mahiyeti bilinemez.
Kur’an’da Allah’ın konuşma niteliğine sahip olduğunu gösteren çok sayıda âyet vardır. “Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabb’i onunla konuşunca… ” (el-A’raf, 7/143), “De ki: “Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz: tükenir” (el-Kehf, 18/109), “Ve eğer ortak koşanlardan biri güvence dileyip yanına gelmek isterse, onu yanma al ki, Allah’ın sözünü işitsin… ” (el- Tevbe, 9/6) ve “Kıyamet günü Allah ne onlarla konuşacak ve ne de onları temizleyecektir.” (el-Bakara, 2/ 174) bu âyetlerden yalnızca birkaçıdır.
devamı
|
0 yorum |
35 views |
28 Eylül 2008 |
|
|