
Allahın bizleri sevdiği ispatlanmış bir hadisedir. Asıl bizim bu dünyaya gönderilmemizin gayesi Allahı sevip sevmediğimizi ispat etmek içindir. Zira yokluk aleminin karanlıklarından varlık aleminin en nurani tepelerine çıkarıp, bizi Müslüman yapıp ve yine kimseye açmadığı esmasının tecellilerini 6.5 milyar içinde bize açarak bizi sevdiğini ispatlamış olmuyor mu?
Bir düşünün, sevmediğimiz birisine neden özelliklerimizi, sevdiğimiz şeyleri, sevmediğimiz şeyleri anlatalım ki? Onunla muhatap bile olmayız değil mi?
Hem Allah bizi sevmese ve itimat etmese bir çok mahlukuna vermediği yüzlerce organı neden bize versin ki ve neden özellikle akıl, ruh, kalp, vs..gibi kıymeti, kainat ağırlığında olan lüks mücevheratı boynumuza taksın ki? Birisinin bizi sevmesinin ölçüsü bize verdiği hediyenin kıymetiyle doğru orantılı değil mi?
Biz bu dünyada peşinen aldığımız bu nimetler karşısında Allahı sevme ve Ona itaat etme sınavına tabi tutulmuşuz. Allahın sevilmeye layık olduğuna zaten bizler iman edeceğiz.Bu bizi ilgilendiren bir durum.
Bazı şeylerin bize perdeli gelmesi sınavda olmamız nedeniyledir. Allahın elmayı bizzat elimize vermesi belki gönlümüze daha hoş gelebilirdi. Kendimizi, daha çok sevilen olarak hissettirebilirdi. Ama ağaçtan vermesi de bundan farksız değil mi? Zira ağacı, elmayı yapmada iktidarsız bırakması zaten buna delildir.
O halde bir tür okuyamama problemiyle karşı karşıyayız. Sizi çok iyi anlıyorum. Gerçekten iyi okunmadığında, altından kalkılması zor bir durum. Ama herhalde zihnimizde bir tür toptancı bir anlayış var. İnsanların içinde kaynadığımızı zannediyoruz. Sanki bize özel bir şey yokmuş gibi… Yine birisinin bizi sevme derecesi “bize özel” ikramlarıyla doğru orantılı görüyoruz. Ama emin olun etrafınız yalnızca size özel ikramlarla dolu…
Örneğin yaşamanız. Siz bunun fabrikasyon bir şey olduğunu mu sanıyorsunuz? Hemen bir biyologla konuşun. Ya da bir fizikçiyle veya bir doktorla veya kitaplarla… “zira okuduğunuz fenlerden her fen lisan-ı mahsusu ile” size bunu ispat edecektir.
Örneğin; sizin bu soruyu sormanız için gerekli olan hayatın hikayesinin 14 milyar ışık yılı önce başladığını biliyor musunuz?
Yani evren o müthiş patlama ile yaratılmaya başladığı anda 10 üzeri 45 santigrat derece sıcaklıktan yaklaşık 5 milyar yıl öncesine kadar genişleyerek -233 derece sıcaklığa düşmesinin sizin hayatınızla münasebetini biliyor musunuz? Bütün uzayın o sıcaklıkta bırakılması dünya gibi bir gezegenin yaratılması için en önemli ve ilk şart olduğunu bugün bütün fizik dünyası açıklıyor. Yani sizin bu soruyu sormanız için evren bu sıcaklığa gelmek zorunda…
Dünyamızın yaratılması emin olun bize özel. Çünkü bizim bu dünyada insan olarak hayatınızı sürdürmemiz biyologlara göre 250 milyonda bir ihtimaldir…
Hadi doğduk… Bize aklın verilmesi ve yine Müslüman olmamız aklı çatlatacak ihtimal oranlarıyla önümüze gelmiş. Ve verilen bu hayatın devam etmesi bütün kainatın tıkır tıkır işlemesi gibi sayıların aciz kaldığı bir ihtimal oranı ile bize her an ikram ediliyor Ve hayatımız devam ederken güneşin göz bebeğimize vuran ışık öpücüğü… Bunun bize özel olduğunu anlamak istiyorsanız körlere bakın, felçlilere bakın, geceden gündüze çıkamayan yani o gün güneşi görmeden ölenlere bakın. Emin olun bu size özel…
Bütün bunların dışında yalnızca size özel iltifatlarda var. Parmak iziniz, kan grubunuz, ses tonunuz, göz bebeğiniz ve her şeyden öte kimseninkine benzemeyen kaderinizle…
Abdulah Nurlu
15 Ocak 2009, 22.42
EVET ALLAH BİZLERİ ÇOK SEVİYOR…
O KADAR ÇOK SEVİYOR Kİ… KENDİ KENDİMİZİ SEVDİĞİMİZDEN BİLE ÇOK…
O YÜZDEN BİZLERE KENDİ RUHUNDAN ÜFÜRDÜ…
ANCAK UNUTMAMALIYIZ Kİ….
O RUHU BİZDEN GERİ İSTİYOR
-13/RA’D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
EĞER RUHUMUZU ONA GERİ ULAŞTIRMAZSAK…
HATTA ULAŞTIRMAYI DİLEMEZSEK BİLE
NE OLUYOR BİLİYOR MUSUNUZ?
-10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
-10/YÛNUS-8: Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
OKUDUĞUNUZ GİBİ… DOĞRUCA CEHENNEME GİDİYORUZ. KILDIĞIMIZ NAMAZLAR, TUTTUĞUMUZ ORUÇLAR DA HEBA OLUYOR. İNANMAK YETMİYOR, O’NU DİLEMEMİZİ, ONULA DOST OLMAK İSTEMEMİZİ İSTİYOR.
-30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
-30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
seda
26 Nisan 2009, 11.25
güzel açıklayıcı olmuşş