Sonsuz ilim ve kudret, nihayetsiz rahmet ve hikmet sahibi olan Cenab-ı Hak(azze ve celle), kudretinin mücessem kelimelerinden olan bir incir çekirdeğinde muazzam ve müzeyyen dev bir incir ağacını manen gizlediği gibi Zat’ının kelamı olan Kur’an-ı Azimüşşan’ın ayetlerinde de nihayetsiz manaları gizlemiştir. Kim toprak gibi bir mahfiyyet ve tevazu ile ruhunu ve kalbini Kur’an’ın ayetlerine açarsa tefekkür ve ihlâsın suyuyla da sularsa o tohum hükmündeki ayetler, onun gönül bağlarında çiçekler açıp, meyveler verip neşv-ü nema bulacaktır. Biz burada o tohumlardan bir tanesini kabiliyetimiz nispetinde açmaya çalışacağız. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Azimüşşan’da Nebe suresi 6. ayetinde buyuruyor ki: “Arzı bir beşik yapmadık mı?” ALLAH, bu ayette arza neden beşik diyor? Arzı beşiğe benzetmekte nasıl bir mana olabilir? Çünkü beşikte bebek vardır. Ve anne, bütün ruhu ve bedeniyle beşikteki bebeğe yönelmiştir. Anneyi bebeğe musahhar eden, bebeğin aczi, fakrı ve zaafı, annenin ona olan şefkati, merhameti ve sevgisidir. Demek ki annenin bütün bedenini, gözünü, kulağını, sütünü, elini, ayağını bebeğe yönelten, annenin ruhudur. Önceden de belirttiğimiz gibi merhamet, şefkat, sevgi gibi vasıflar, asla fizikî fonksiyonlar olmayıp tamamen manevî, ruhanî fonksiyonlardır. Annenin bütün bu manevî ve ruhanî fonksiyonlarıyla yöneldiği bebeğinin, büyüdüğünde onun dudaklarının arasından çıkıp annenin ruhuna hitap edecek ilk sözü ne olmalıdır? Hiç şüphesiz ki bu söz, bebeğin annesinin gözlerinin içine bakarak ‘Anne!’ demesidir. Bebek, annesinin etine, kemiğine, kanına, sütüne anne demiyor. Kalben ve fıtraten ve hissen, annesinin bedenini geçiyor ve direkt olarak, annesinin ruhuna hitap ederek ‘Anne!’ diyor. Ve en gerçek bir yaklaşımı yapıyor. Çünkü fıtraten, hissen biliyor ki annesinin eti, kanı, sütü kendisini tanıyıp kendisine yönelmiyor. Bütün bunları kendisine yönelten, kendisini bilen, işiten, gören, merhamet eden seven; annesinin ruhudur. Aynen öyle de Cenab-ı Hak, bu arzı bir beşik gibi yaratmış ve onu çocuğu sardığı amnion kesesi gibi atmosferle sarmıştır. O beşikteki bebek ise nihayetsiz acz ve fakr içindeki insandır yani sensin. Ve ALLAH, seni Güneş’le, Ay’la, yeryüzünün binlerce güzel renk ve koku içerisindeki çiçekleriyle, gökyüzünün yıldızlarıyla emziriyor. Dağlarla, binlerce çeşit madenleri, suları depolayarak, denizlerle, binlerce çeşit deniz canlılarıyla emziriyor. Binlerce çeşit tatlarda kokularda meyvelerle, ağaçlarla emziriyor. Hatta annen ve babanla emziriyor. Sanki onlar da bir süt hükmünde… Ve evreni hükmü altına alan muazzam intizam, tenasüp, tevzin, tecavüb… gibi kanunlarıyla emziriyor. Sanki şu evren bir anne bedeni gibi sana yöneltilip, musahhar edilmiştir. Nasıl ki annenin bedeni, eti, kemiği, kanı, çocuğu tanıyıp ona yönelmiyor. O bedeni ona yönelten annenin ruhudur. Bu evrenin bedeni dahi seni tanıyıp sana yönelmiyor. Onu sana yönelten, onun ruhu hükmündeki, ALLAH’ın sonsuz ilmi, rahmeti, keremi, şefkati ve kudretidir. Annenin bebeğinden beklediği ilk söz gibi, bütün bu evreni anne bedeni gibi sana yönelten ALLAH’ın senden beklediği söz ne olabilir? O söz, ne zaman bu insan, gerçek manada bana yönelip de ‘ALLAH’ diyecek değil midir? Anne kucağındaki çocuğun, annesinin şefkatli bakışları altında annesinin sütü, dudaklarının kenarından akarken kendi gibi acizlere kucak açıp sarılmak istemesi nasıl bir haldir? Senin de, sonsuz rahmet ve keremle sana bakan ALLAH’ın kucağında senin gibi acizlere kucak açman, nasıl bir hal olabilir?
Bir de şöyle bir hal var. Çocuğun, şefkatli, asil annesinin kucağında annesini hor görerek bu benim annem demekten utanması gibi, insanın da, insanlığını inkâr edip Rabbine nankörlük edip ihanet eden, zelillerin arasında Aziz ve Celil Rabbini hor görerek ALLAH demekten utanması, nasıl iğrenç bir haldir. Var kıyas edebilirsen et!
VE ŞİMDİ SEN, BÜTÜN İNSANLIĞINI ORTAYA KOYUP ‘ALLAH’ DİYEBİLİR MİSİN?
Abdullah Hocanın bir Cuma hutbesinden alıntıdır.
Popularity: 1% [?]

