Ana Sayfa    İslami Forum    İSLAMİ SOHBET'E GİRİŞ    Hz.Muhammed (s.a.v.)    Haberler    Sağlıklı Yaşam   
  Sevdiğini Söyle

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN etrafındaki dostluk ve sevgi halkası gün ve gün büyüyordu. İnsanlar birbirlerini sanki yeniden tanıyorlarmış ve yeniden görüyorlarmış gibi içten duygularla seviyorlardı. Bir gün, sohbet meclisine gelen bir insan, Son Peygamber’e, kendisine karşı çok sevgi beslediği coşkun hisler içinde olduğu bir arkadaşından bahsetti.

Peygamber Aleyhisselam ona:

“Sevdiğini söylediğin kardeşinin, senin onun hakkındaki bu duygularından haberi var mı, bunları biliyor mu?’ diye sordu.

Genç, “Hayır bilmiyor” deyince, Peygamberimiz ona şöyle bir nasihatte bulundu:

“Öyleyse hemen onun yanına git, bu sevginden haberdar et ve onu da sevindir.”

devamı   | 0 yorum   |   6 views   |  29 Haziran 2009
 
  Cuma Namazı Ne Zaman - Saat Kaçta - Namaz Vakitleri


devamı   | 0 yorum   |   304 views   |  03 Nisan 2009
 
  İslam ve Akraba Evliliği

Akraba evliliği sakat doğumlara sebep oluyorsa İslâm akraba evliliğine neden izin vermiştir?Sakat doğuma akraba evliliği değil, hastalık (kan uyuşmazlığı, ırsi hastalıklar…) neden olur. Yani her arkaba evliliği sakat doğuma neden olmaz, sakat doğuma neden olan hastalıklardır, hastalık akrabada olsun veya olmasın fark etmez.
Akraba olmazsa bile hastalık nedeni taşıyan her insan sakat doğuma neden olur. Ama akraba olduğu halde hastalık nedeni taşımayan insan sakat doğuma neden olmaz. O halde yasak olan hastalık nedenleridir (kan uyuşmazlığı…), akraba evliliği değil.

devamı   | 1 yorum   |   46 views   |  26 Mart 2009
 
  İslamda Eşitlik

Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır. Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı… Her iki cinsinde üstün- eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede … her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)

Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli, yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.

devamı   | 0 yorum   |   43 views   |  26 Mart 2009
 
  Kadının Şahitliği

Şahitlik konusunda iki kadına bir erkeği mi kabul eder İslam…?! Asla!:
İslâm hukûkunda erkeklerin vâkıf olamayacağı ve tamamen kadınların ilgi sahası olan doğum, bekâret, emzirme ve aybaşı gibi kadınlara mahsûs hallerde, erkeğin değil, sadece kadının hattâ tek kadının şâhidliği yeterlidir. Bu gibi konulara, kadınların çokça şâhid olmaları ve erkeklerden fazla gözlem ve tecrübelere sahip bulunmaları sebebiyle, tek kadının şâhidliği bile geçerli sayılmıştır. Hattâ Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in emzirme konusunda tek kadının şâhidliğini kabul ettiği bilinmektedir. . Nitekim: “Erkeklerin muttalî olmadıkları şeylerde kadınların şâhidliği makbûldür.” buyurması bunun en güzel delîlidir. Doğum için de tek bir kadının şâhidliği kabûl edilmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz: “Doğum konusunda bir kadının şâhidliği yeterlidir..” buyurmaktadırlar. Hz. Ömer (r.a.), boşanma konusunda yalnız başına kadınların şâhidliğini kabul etmiştir. Hz. Ali (r.a.) da, bir çocuğun öldürülmesine şâhid olan kadınların şâhidliğini muteber saymıştır

devamı   | 0 yorum   |   26 views   |  26 Mart 2009
 
  Yalan söylemeyiniz ve yalan yere yemin etmeyiniz

Söz verdiğiniz zaman sözünüzde durunuz. Kimseye kaba ve çirkin söz söylemeyiniz. Daima cesur olunuz. Cesaretinizi asla kaybetmeyiniz. Kendinize ait olmayan şeyleri almayınız. Başkalarının oturduğu yere izinsiz girmeyiniz. İnsanlara karşı kin tutmayınız, affedici olunuz. İnsanların arasını açmayınız. Onları birbirine düşman etmeyiniz.Kendiniz için istemediğiniz şeyleri başkaları için de istemeyiniz. Kendiniz için sevdiğiniz şeyleri başkaları için de seviniz ve isteyiniz. Kötülüğü gördüğünüz zaman onu düzeltmeye çalışınız. Bugünün işini yarına bırakmayınız. Elinize geçen parayı faydasız yerlere harcamayınız. Temizliğinize özen gösteriniz. Üstünüzü başını temiz ve düzenli tutunuz.

devamı   | 0 yorum   |   29 views   |  26 Mart 2009
 
  Büyük Dini Kitap Arşivi - Büyük islami Kitap Arşivi

Yazar:
Ziyaeddin El-Kudsi

Açıklama:
Ziyaeddin El-Kudsi’nin kaleme aldığı bu kitap; insanın yaratılışından bu güne dek şeytan ve insan oğlu arasındaki mücadeleyi anlatmakta olup günümüzdeki insanların en büyük sorununu da açıklamaktan geri kalmamaktadır.
“Günümüzdeki insanların en büyük sorunu, iman-küfür sınırlarını bilmemeleri, dolayısıyla müslüman kafir ayırımını yapamamalarıdır” şeklinde meseleye yaklaşan bu kitap; bu meseleleri net ve anlaşılır bir üslupla hiç eksiksiz ortaya koymuş ve onlar da hiçbir kapalılık bırakmamıştır.

Eğer İslam’ı tam manada yaşamak, yaşatmak ve ALLAH (c.c)’a O’nun razı olduğBüyük Dini Kitap Arşivi - Büyük islami Kitap Arşiviu ve istediği şekilde ulaşmak istiyorsanız bu kitabı okumaktan bir an bile geri kalmamalısınız!…..

devamı   | 0 yorum   |   246 views   |  26 Mart 2009
 
  Ölüye Veya Kabrin Üzerine Kur’an Okuma

Kur’an okuiria sevabının ölüye kavuşup kavuşmadığı ihtilaf edilmiştir:

Selefin çoğunluğu ve üç imam ölüye kavuştuğu görüşün ler. İmamımız Şafii,

İnsana çalıştığından başka yoktur.[1]

âyetini delil göstererek, bunlara muhalif görüşü savunmuştur

Birinci görüştekiler, âyet-i kerimeyi çeşitli yönlerle cevaplandır­mışlar :

l- O Ayet,

devamı   | 0 yorum   |   121 views   |  26 Mart 2009
 
  CEMAATLE NAMAZ HAKKINDA FETVALAR

Cemaatle Namaz1- Soru: Ezanı işitip camiye gidemeyenler hemen namaza başlayabilirler mi? Söylenene göre kadın kılabilir, fakat erkekler kılamazmış. Doğru mu?
Cevap: Bu hüküm, beş vakit namaz için değil, cuma namazı için geçerlidir. Kendisine cuma namazı farz olan bir kimsenin mazereti olsa, hastalığı bulunsa cuma namazı kılınmadıkça öğle namazını kılması mekruhtur. (Büyük İslam İlmihali, Namazla ilgili bölüm 200. madde)
2 - Soru: Camimizin arkasındaki yol, bir metre derinliktedir. Cuma ve bayramlarda cemaatin oradan imama uyması sahih ve caiz olur mu?
Cevap: İmamın cemaatten en az bir arşın veya daha yüksek bir yerde tek başına durması, cemaatin de aşağıda kalması halinde kerahet varsa da imamın yanında cemaatten bazı kimselerin bulunması halinde bu kerahet kalkmaktadır.
3 - Soru: Evinde sabah namazının farzını kıldıktan sonra, aynı günün sabah namazını cemaat olarak kılmak için bir imama sabah namazında tekrar uyulabilir mi?
Cevap: Bir farz kılındıktan sonra, farz niyetiyle ikinci bir defa cemaatle kılmak doğru değildir. Ancak, bazı farz namazların kılınmasından sonra cemaat olarak namaz kılanlara nafile namaz niyetiyle uyulabilirse de, bu hükümden sabah, ikindi ve akşam namazları müstesnadır. Ancak öğle ve yatsı namazlarının farzlarını kılmış bulunan bir şahıs, bu namazları kıldırmakta bulunan bir imama (nafile niyetiyle) uyabilir.

devamı   | 0 yorum   |   208 views   |  26 Mart 2009
 
  BEŞ VAKİT NAMAZ HAKKINDA FETVALAR

1 - Soru: Sabah namazını kılamayan bir kimse, cuma ve cenaze namazı kılamaz diye iddialar oluyor. Bu hususta cevabınızı rica ederim.
Cevap: Her namazın mükellifiyet ve sorumluluğu ayrı ayrıdır. Kıldığı namazın borcunu ödemiş ve sevabına erişmiş olur. Bir kimsenin kılamadığı namazdan sorumlu olması, diğer namazları kılma emrini ortadan kaldırmaz.
2 - Soru: Bütün namazların sünnetleri evvel kılınıyor da niçin akşam namazının farzı evvel kılınıyor?
Cevap: Bu durum Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde ise akşamın hem farzından önce hem de farzını takiben sünnet namaz kılınmaktadır.
3 - Soru: Sabah namazından sonra Kur’an okunduğu zaman “Haşr” suresinin son sayfasını okurken, sondan üç ayeti okuyorum. Bazı imamlar, yukarı ayetlerden okunmasını tavsiye ediyorlar. Bu hususta izahat verirseniz memnun oluruz.

devamı   | 0 yorum   |   242 views   |  26 Mart 2009
 
  Ammar B.Yasir

Müşriklerin büyük işkencelerine duçar olan ilk sahabilerden biri. Adı Ammâr, künyesi Ebû Yakazan, babası Yâsir, annesi Sümeyye idi. Kaynaklarda nesebi şöyle kaydedilir: Ammâr b. Yâsir b. Âmir b. Mâlik b. Kinâne b. Kays b. Hasin b. el-Vedim b. Sa’lebe b. Avf b. Hârise b. Âmir el-Ekber b. Yamğ b. Anes b. Mâlik el-Anesi elKahtânî. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe,IV, I, 44).

devamı   | 0 yorum   |   12 views   |  26 Mart 2009
 
  Ebu Hureyre

Çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbî.

Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre’dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507). Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindiğini kendisi şöyle açıklamıştır: “Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayı Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü’l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi sıralarında Yemen’den Medine’ye gelip müslüman olmuştur (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., aynı yer). O tarihten itibaren Hz. Peygamber’in vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahâbîsi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır. Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu (İbn Kesir, el-Bidâye ve’n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).

devamı   | 0 yorum   |   11 views   |  26 Mart 2009
 
  Mus’ab İbn Umeyr (r.a.)

MUS’AB İBN UMEYR (r.a)

(v.3/625 m).

Ashab-ı kirâm’ın ileri gelenlerinden Künyesi Ebâ Muhammed’tir. Mekke’nin zengin ailelerinden olup, yakışıklı ve güzel giyinen bir gençti. Anne ve babası onun üzerine titrerdi. Özellikle, Mekke’nin en zenginlerinden sayılan annesi, oğluna güzel elbiseler giydirir ve güzel kokular sürerdi. Mekkeliler de onu hayranlıkla seyrederlerdi. Bir defasında Hz. Peygamber de onun hakkında şöyle buyurmuştu: “Mekke’de Mus’ab b. Umeyr’den daha güzel giyinen, daha yakışıklı ve nimetler içinde yüzen başka bir genç görmedim” (İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, 116).

devamı   | 0 yorum   |   14 views   |  26 Mart 2009
 
  İbrahim Aleyhisselam

Kur’ân-ı kerîm’de ismi bildirilen peygamberlerden,ülülazm adı verilen altı peygamberden biri olup,Keldânî kavmine gönderilmiştir.Peygambber efendimiz Muhammed aleyhisselâmdan sonra peygamberlerin ve insanların en üstünüdür.Allahü teâlâ ona Halîlim (dostum) buyurduğu için Halîlullah veya Halîlürrâhmân olarak bilinir.Babası mümin olan Târûh olup,annesi Emine’dir.İbrâhim aleyhisselâm,peygamber efendimizin dedelerindendir.Çünkü,ilk oğlu İsmâil aleyhisselâm Arapların,ikinci oğlu İshâk aleyhisselâm da İsrâiloğullarının ceddi yâni dedesidir.Keldâni memleketi olan Bâbil’in doğu tarafında ve Dicle ile Fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu.Yüz yetmiş beş yaşındayken Kudüs’te vefât etti.

devamı   | 0 yorum   |   21 views   |  26 Mart 2009
 
  Ebu Eyyub El Ensari

Medineli müslümanlardan ve hicret sırasında Hz. Peygamber’i evinde misafir eden sahâbî.

Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensarî en-Neccârî (r.a.); Ensâr’ın Hazrec kabilesinin Neccâroğulları koluna mensup olup, annesi Zehra binti Sa’d’dır. Abdülmuttalib’in vâlidesi tarafından Rasûlullah’la akraba olan Ebû Eyyûb, ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş, Rasûlullah’a iman etmiştir (İbn İshâk, İbn Hişâm, es-Sîre, II, 100; İbn Sa’d, et-Tabakat, III, 484; İbn Abdülberr, el-İstiâb, IV, 1606; İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Gâbe, VI, 25; ez-Zehebî, Siyer A’lâmü’n-Nübelâ, II, 288).

devamı   | 0 yorum   |   17 views   |  26 Mart 2009
 
  Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Rh.A

(14 Nisan 1938 - 4 Şubat 2001)

14 Nisan 1938 yılında, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde doğdu. Babası Halil Necâti Efendi, annesi Şâdiye Hanım’dır. Anne ve baba tarafından soyu, Buhàra’dan Çanakkale’ye göç etmiş seyyidlere dayanır.

Küçük yaşta iken ailesi İstanbul’a taşındı. 1950′de İstanbul Vezneciler İlkokulu’nu, 1956′da Vefa Lisesi’ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü’ne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslâm Sanatı sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldu.

Aynı yıl, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde açılan asistanlık imtihanını kazanarak, Klasik-Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü’ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yaptı. 1965 yılında, XV. Yüzyıl şairlerinden olan Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri konusunda doktora tezi vererek ilâhiyat doktoru ünvanını aldı. 1967-1968 yıllarında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda Türkçe ve Hümaniter Bilgiler derslerini verdi.

Askerlik görevine Tuzla Piyade Okulunda başladı (15 Ekim 1971). Ağrı Patnos’ta yedeksubay olarak tamamladı (31 Aralık 1972).

1973 yılında, Hacı Bektâş-ı Velî, Makàlât adlı doçentlik tezi ile doçent ünvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü’ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Yurtdışında çeşitli üniversitelerde misafir öğretim üyeliklerinde bulundu.

1982 yılında, “İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye” isimli takdim teziyle ilâhiyat profesörü oldu. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle, 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı.

İlk dînî eğitimini ailesinde gördü. Dedesi İstanbul’da medreselerde ilim tahsil etmiş ve Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Hazretleri’ne intisab etmiş bir kimseydi. Çanakkale Savaşı’nda şehid olmuştur.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Rh.A, 1960Babası Halil Necâti Efendi, küçük yaşta köyünde hafızlığını tamamladı. Gençliğinde Gümüşhaneli dergâhına mensub Çırpılarlı Hacı Ali Efendi’nin medresesine devam etti. İlk tasavvuf dersini de ondan aldı. Medreseler kapandıktan sonra tekrar köyüne döndü. Şadiye Hanım’la evlendi (1928). Şâdiye Hanım da aynı sülâleden zikir ehli, bilgili bir hanımdı. Bu evlilikten beşi erkek, ikisi kız, yedi çocukları oldu. Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi, ailenin dördüncü çocuğudur.

* * *

Halil Necâti Efendi, çocuklarını okutmak amacıyla 1942 yılında İstanbul’a taşındı. Bir süre ticaretle meşgul oldu. O sırada, Şehzâdebaşı Damat İbrahim Paşa Camii’nde Serezli Hasîb Efendi’nin sohbetlerine devam etti. Onun vefatından sonra, Kazanlı Abdül’aziz Efendi’ye intisab etti. Onun Ümmügülsüm Camii’ndeki sohbetlerine katıldı. Abdül’aziz Efendi’nin tavsiyesi ile girdiği müezzinlik imtihanını kazanarak, Fatih Müftülüğü’nde göreve başladı. Abdül’aziz Efendi’nin vefatından sonra (1952), irşad görevini sürdüren Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri’nin sohbetlerine devam etti. Onun yakın dostlarından oldu.

Bu münasebetle, Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi, küçük yaşta hocaefendilerin meclislerinde bulundu, onların maddî ve manevî ilgilerine mazhar oldu.

* * *

Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra, 1960 yazında Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri’nin kızı Muhterem Hanım’la evlendi. Aynı yılın sonbaharında, Ankara İlâhiyat Fakültesi’ndeki asistanlık görevi dolayısıyla Ankara’ya taşındılar.

İlâhiyat Fakültesi’ndeki öğretim üyeliği yıllarında, Hocaefendi’nin kapısı herkese açıktı. Öğrencilerin çok sevdiği ve saygı gösterdiği bir kimseydi. Talebe gelir, kapıyı çalar, derdini anlatır, cevabını alır, müsterih bir çehre ile ayrılırdı. Olaylı ve kavgalı zamanlarda öğrencilerin arasına girer, onları akl-ı selime davet eder, kavgaları önlemeye çalışırdı.

1960′lı yıllarda fakültede resmî ders olarak Kur’an-ı Kerim dersi yoktu. Öğrenciler kendi gayretleriyle, Arapçadan, Farsçadan faydalanarak Kur’an-ı Kerim öğrenmeğe çalışıyordu. Bunu gören Hocaefendi, müsait zamanlarında hasbî olarak, isteyenlere Kur’an-ı Kerim ve Osmanlıca dersleri veriyordu. Öğrencilerini bilimsel araştırmalara, master ve doktora yapmaya teşvik ederdi.

Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Rh.A, 1980Öğretim üyeleri arasında saygınlığı vardı. Sahasında söz sahibi idi. Özellikle Türk-İslâm edebiyatında, ilk müracaat edilen kimseydi. Kendisinden önce profesör olmuş hocalar bile, ağır bir parça, çetin bir şiir oldu mu, “Es’ad Bey, şuna beraber bakabilir miyiz?” diye kendisine gelirlerdi. Herkese yardımcı olmaya çalışırdı.

İlk yıllar Kurtuluş’ta oturuyorlardı. Daha sonra Kalaba’ya taşındılar (1963). Evlerinin yakınında cami yoktu. Bir mescid açılması için önderlik etti. Daha sonra onun gayretleriyle bir dernek kurulup, cami yeri alındı. Üstte Kur’an Kur’an Kursu, altta cami olmak üzere cami inşaatının yapılmasına gayret etti. Buralarda zaman zaman hadis ve tefsir sohbetleri yaptı.

Komşuluk ilişkileri çok mükemmeldi. Bütün yorgunluklarına ve yoğunluklarına rağmen, komşularına da vakit ayırırdı. Karşılıklı ziyaretleşmeler olurdu. Ziyaretlerde tebessümü eksik etmezdi. Ziyaret sırasında, kütüphaneden uygun bir kitap alır, orada bulunanlardan birisine bir yer açtırırdı. Sonra oradan bir miktar okuyarak sohbet ederdi.

Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri, hemen her yıl Ankara’ya gelir, evlerinde bir süre misafir kalırdı. Ankara’nın çeşitli semtlerinde, çevre ilçelerde sohbetler, ziyaretler olurdu. Bazen da M. Es’ad Hocaefendi’yi de yanına alır, Anadolu’nun muhtelif şehirlerine beraber seyahat ederlerdi.

* * *

Mehmed Zâhid Kotku Efendi’nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile, İskenderpaşa Camii’nde hadis derslerine başladı (1977). Hafta sonlarında İstanbul’a gidiyor, hadis dersini yapıp Ankara’ya dönüyordu.

Mehmed Zâhid Efendi’nin hastalığında, ameliyatında hep yakın hizmetinde bulundu. Son demlerinde de yanıbaşındaydı. Onun arzusu üzerine, 13 Kasım 1980 günü vefatından sonra, cemaatin eğitimiyle ve her türlü meselesiyle ilgilenme, tebliğ ve irşad görevini üstlendi. (5 Muharrem 1401)

Tasavvufî nisbeti; hocası Mehmed Zâhid Efendi vasıtasıyla Nakşibendî Tarikatı’nın, Hàlidiyye kolunun, Gümüşhâneviyye şubesidir. Ayrıca Kàdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Mevleviyye, Halvetiyye ve Bayrâmiyye tarikatlarından da irşada me’zundu.

Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı. Cemaat yer bulamadığı için camiye ilâveler yapıldı, ders dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi. Caminin yanındaki eski binalar alınarak camiye katıldı. Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir’de mutad hadis dersleri başlatıldı.

Mehmed Zahid Kotku Efendi’nin emri üzerine kurduğu “Hakyol Vakfı”nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde şubeler açtırdı. Eğitim ve yardımlaşma faaliyetini yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptı. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Kültür ve Sanat Vakfı”nı, sağlık hizmetleri için “Sağlık Vakfı”nı kurdurdu. Hanımların eğitimiyle ilgili olarak “Hanım Dernekleri”nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere “İlim, Ahlâk, Kültür ve Çevre Dernekleri”nin kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını teşvik etti. Bu çalışmalarla toplu-mun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını sağlamaya çalıştı.

Vakıflara ait, harabe haline gelmiş birtakım ecdad yadigârı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi. Onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti. (Ahmed Kâmil Tekkesi, Selâmi Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergâhı, Şadiye Hatun Şifâ Külliyesi… )

Eğitimin yaygınlaştırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 Eylülünde İslâm dergisi, 1985 Nisanında Kadın ve Aile ve İlim ve Sanat dergisi yayınlanmaya başladı. Daha sonra Gülçocuk dergisi çıkartıldı. Sağlık ve bilimle ilgili konularda ise Panzehir dergisi yayınlandı. Vefa Yayıncılık adına yayınlanan bu dergilerle yakından ilgilendi ve makaleler yazdı.

Bu dergiler ilgilendikleri sahalarda kamuoyuna önderlik ettiler. Yayınladıkları yazılarla, araştırma dosyalarıyla ve İslâm dünyasından haberlerle halkımızın bilgilenmesine ve bilinçlenmesine katkıda bulundular. İyimser, ümit verici, yol gösterici yazılarla pek çok hayırlı gelişmelere sebep oldular. Haklarında sempozyumlar, doktora tezleri yapıldı. Bir ara İslâm dergisinin tirajı yüzbini aştı. İslâm ve Kadın ve Aile dergileri, 1998 Haziranına kadar aksamadan yayınlarını sürdürdüler.

Kitap yayıncılığı için Sehâ Neşriyat’ı kurdu; çeşitli dinî, edebî, tarihî, kültürel eserler neşredildi. Yayıncılığın geliştirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar başlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Dehâ).

Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, millî ve mânevî değerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere, Ak-Radyo (AKRA) adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul’dan radyo yayınları yapılmakta; bu yayınlar uydu vasıtasıyla Türkiye’nin her yerinden, Orta Asya’dan ve Avrupa’dan dinlenebilmektedir.

Onun teşviki ile Ak-Televizyon adı altında Marmara Bölgesine yönelik bölgesel televizyon yayını başlatıldı (1997). Basın-yayın alanında Sağduyu isimli günlük bir gazete yayınlandı (3 Mayıs 1998 - 11 Temmuz 1999).

Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri, okullar ve dersaneler kurdurdu. (Asfa)

Halka güvenilir bir sağlık hizmeti verilmesi için poliklinikler ve hastaneler açılmasını teşvik etti. Buna bağlı olarak başta İstanbul olmak üzere bir çok ilde sağlık kuruluşları hizmete açıldı. (Hayrunnisâ Hastanesi, Esmâ Hatun Hastanesi, Afiyet Hastanesi…)

Yurtdışındaki müslümanlarla diyaloğu sağlamak, ziyaretleri kolaylaştırmak amacıyla İskenderpaşa Turizm (İSPA) adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti. Bu şirket vasıtasıyla hac ve umre programları, çeşitli yurt içi ve yurt dışı geziler; aile ve eğitim toplantıları düzenlendi.

İlmî seviyesi yüksek hocalar yetiştirmek amacıyla İstanbul’da, Ankara’da, Konya’da ve Bursa’da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda ilâhiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.

Sohbet ve vaazlarına yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeşitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa’da, Kuzey Amerika’da, Afrika’da, Orta Asya’da ve Avustralya’da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eğitim programlarına katıldı.

Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu. Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışmalar yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.

1997 Mayıs’ından itibaren hizmetlerini yurtdışında sürdürdü. 1998 yılında Avustralya’nın Brisbane şehrine yerleşti. Tebliğ ve irşad çalışmalarını Avustralya’nın her tarafına yaygınlaştırdı. Pek çok yerde camiler, kültür merkezleri açıldı. Brisban’daki camide, her gün sabah ve yatsı namazlarından sonra, hadis sohbeti yapıyordu.

Radyo sohbetleri yine devam etti. Cuma günleri Ak-Radyo’da yapmakta olduğu hadis sohbetlerine ilâve olarak, salı günleri tefsir sohbetleri yapmaya başladı (29 Eylül 1998). Fâtiha Sûresi’nden başladı. Her sohbette birkaç ayet-i kerime okuyup, izah ediyordu. Vefat etmeden önce yaptıkları son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi 224. ayetine kadar gelmişlerdi.

4 Şubat 2001 (10 Zilkade 1421) Pazar günü, bir cami açılışı yapmak için Grifit şehrine giderlerken, Avustralya yerel saatiyle 12′de (Türkiye saatiyle 04′te) Sydney civarında, Dubbo kasabası yakınlarında geçirdikleri elim bir trafik kazası sonucu, yanında bulunan damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel’le birlikte ahirete irtihal eylediler. Ani ölümleri ailesi, yakınları, sevenleri ve bütün müslümanlar tarafından derin bir üzüntüyle karşılandı.

Mübarek naaşları, Sydney’de Auburn Gelibolu Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Türkiye’ye getirildi (8 Şubat Perşembe). 9 Şubat Cuma günü, Fatih Camii’nde yüzbinlerin iştirak ettiği muhteşem bir cenaze namazından sonra, tekbirlerle, salevatlarla, dualarla, gözyaşlarıyla, Ebû Eyyûb el-Ensàrî Hazretleri’nin kabri civarında, Eyüp Mezarlığında toprağa verildi.

Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan Rh.A, doğu dillerinden Arapça ve Farsça’yı, batı dillerinden Almanca ve İngilizce’yi bilmekteydi. Yurt içinde ve yurt dışında çok yönlü sosyal faaliyetlerini, tebliğ ve irşad çalışmalarını vefat edinceye kadar devam ettirdi. Kendisinden sonra bu hizmetleri, emir ve işaretleri üzere oğlu Muharrem Nureddin Coşan üstlendi.

Rûhu şâd, mekânı cennetî a’lâ olsun…

Yayınlanmış Eserleri

01. Matbaacı İbrâhîm-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiye (1982)

02. Hacı Bektâş-ı Velî, Makàlât

03. Gayemiz (1987)

04. İslâm Çağrısı (1990)

05. Yeni Ufuklar (1992)

06. Çocuklarla Başbaşa

07. Başarının Prensipleri

08. Türk Dili ve Kültürü

09. İslâm’da Nefis Terbiyesi ve Tasavvufa Giriş (1992)

10. Avustralya Sohbetleri-1 (1992)

11. Avustralya Sohbetleri-2 (1994)

12. Avustralya Sohbetleri-3 (1995)

13. Avustralya Sohbetleri-4 (1996)

14. Yeni Dönemde Yeni Görevler (1993)

15. Haccın Fazîletleri ve İncelikleri (1994)

16. Zaferin Yolu ve Şartları (1994)

17. İslâm, Sevgi ve Tasavvuf (1994)

18. Sosyal Çalışmalarda Organizasyon ve Başarı (1994)

19. Güncel Meseleler-1 (1994)

20. Güncel Meseleler-2 (1995)

21. Hazret-i Ali Efendimiz’den Vecîzeler (1995)

22. Hacı Bektâş-ı Velî (1995)

23. Yunus Emre ve Tasavvuf (1995)

24. Başarı Yolunda Sevginin Gücü (1995)

25. İslâmî Çalışma ve Hizmetlerde Metod (1995)

26. Sosyal Hizmetlerde Hanımlar (1995)

27. Ramazan ve Takvâ Eğitimi (1996)

28. Tebliğ ve İrşad Çalışmaları (1996)

29. İslâm, Tasavvuf ve Hayat (1996)

30. Haydi Hizmete!.. (1997)

31. İslâm’da Eğitimin İncelikleri (1997)

32. Tasavvuf Yolu Nedir? (1997)

33. İmanın ve İslâm’ın Korunması-1 (1997)

34. İmanın ve İslâm’ın Korunması-2 (1998)

35. Allah’ın Gazabı ve Rızası (1997)

36. Mi’rac Gecesi (1998)

37. Doğru İnanç ve Güzel Kulluk (1998)

38. Ramazan ve Güzel Ameller (1998)

devamı   | 1 yorum   |   59 views   |  26 Mart 2009
 
  Bişr-i Hafî Hazretleri

Bişr-i Hafî Hazretleri

Nefeslerin buhar olup savrulduğu ilik donduran bir kış günü. Gün doğalı çok olmuştur ama genç adam yeni yeni doğrulur. Gözlerinde bir ağırlık vardır, şakakları zonklar. Hep öyle olur, eğlence ile geçen gecenin sabahı mahmurluk basar ve kulakları uğuldar. Karnı tok, sırtı pektir ama huzursuzdur. O sıra kapı çalınır. Hizmetçi koşup açar. Soğuk hava içeri girer köşeleri dolanır. Kapıdaki adam kadife yumuşaklığında bir sesle sorar ama duvarlar yankı yapar:

-Bu ev kimin?
-Merv reislerinden Haris Abdurrahman’ın.

-Kendileri yoklar mı?

devamı   | 0 yorum   |   9 views   |  26 Mart 2009
 
  Böceğin Rızkı

Böceğin Rızkı

Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaşdı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü.
Karıncadan sordular ki,
- Bunun hikmeti nedir.
Karınca cevâb verdi ki,
-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O taşın içinde bir böcek halk etmişdir. Beni onun rızkına sebeb etmişdir. Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaşdırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o böceğe verir. O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh dil ile söyler ki;
-Sübhânallah ki, beni halk etdi, deniz ortasında ve taş arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı unutmadı. İlâhî, ümmet-i Muhammedi ümîdsiz etme!

devamı   | 0 yorum   |   10 views   |  26 Mart 2009
 
  Cafer-i Sadık İle Rafizi

Cafer-i Sadık İle Rafizi

Kûfede bir râfizî var idi. Adı Abdülmecîd bin Abdülgaffâr idi. Ca’fer-i Sâdık ‘kuddîse sirrûh’ hazretlerinin hûzuruna vardı ve. aralarında şu konuşma geçti
- Esselâmü aleyke yâ Resûlullahın torunu. Resûlullah ’sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem’ hazretlerinden sonra en üstün olan kimdir?
- Ebû Bekr-i Sıddîkdır ‘r.a’.
- Böyle olduğunu nereden biliyorsun.
- Hak sübhânehü ve teâlâ hazretleri ona, Resûlullahdan sonra, ikinci buyurdu. Üçüncüleri Allahü teâlâ olan iki kişiden, ikincisi olmak kadar şeref olamaz

devamı   | 0 yorum   |   9 views   |  26 Mart 2009
 
  Cehaletin tek ilâcı sormak…

Cehaletin tek ilâcı sormak…

Câbir radıyallahü anh anlatıyor: Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık. İçimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına:
- Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.
Arkadaşları da:
- Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti. Peygamber aleyhisselâmın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.
Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:
- Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.
Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılar ya; cehaletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilâve etti (Ebû Davud)

devamı   | 0 yorum   |   1 views   |  26 Mart 2009
 
     
 


 



  Fatih’i “Fatih” Yapan Âlim: Molla Gürani
  Çanakkale Vadilerindeki Yeşil Kuşlar
  Akşemseddin ve Hacı Bayram-ı Veli hazretleri
  Dünyanın Eğimini Hesaplayan Ahmed Fergani
  Evrim Anoforu Üzerine Bir Tedkik
  İnsan Beyni “Allah’a İnanmaya Programlanmı
  Hücre Tesadüfü Reddediyor
  Çocuğum uyumak istemiyor!
  Renklerin kıyafetleriniz üzerindeki etkileri
  Dua kaderi değiştirir mi? – Muhammed Bozdağ
  Sevdiğini Söyle
  Taziyename
  Evrim Aldatmacası ve Bilim
  ‘İbn-i Sina’ Hayatı, Eserleri, Sözleri [Tıbba Yön Veren Tabip]
  Kur’ân-ı Kerim Türkçe Meâli “Nas Sûresi”
  Uçmayı Başaran İlk Türk ‘Hezarfen Ahmed Çelebi’
  İnternet hızınız yavaşsa ‘SpeedGuide TCP Optimizer’
  Emanet ‘Yaşanmış Öykü’
  Fatih’i “Fatih” Yapan Âlim: Molla Gürani
  Çanakkale Vadilerindeki Yeşil Kuşlar
  Akşemseddin ve Hacı Bayram-ı Veli hazretleri
  Dünyanın Eğimini Hesaplayan Ahmed Fergani
  Evrim Anoforu Üzerine Bir Tedkik
  İnsan Beyni “Allah’a İnanmaya Programlanmı
  Hücre Tesadüfü Reddediyor
  Çocuğum uyumak istemiyor!
  Renklerin kıyafetleriniz üzerindeki etkileri
  Dua kaderi değiştirir mi? – Muhammed Bozdağ
  Sevdiğini Söyle
  Taziyename
  Evrim Aldatmacası ve Bilim
  ‘İbn-i Sina’ Hayatı, Eserleri, Sözleri [Tıbba Yön Veren Tabip]
  Kur’ân-ı Kerim Türkçe Meâli “Nas Sûresi”
  Uçmayı Başaran İlk Türk ‘Hezarfen Ahmed Çelebi’
  İnternet hızınız yavaşsa ‘SpeedGuide TCP Optimizer’
  Emanet ‘Yaşanmış Öykü’