Kur’ân-ı Kerim Türkçe Meâli “Nas Sûresi”

Sûre HakkındaNâs, insanlar demektir. Medine’de inmiştir, 6 (altı) âyettir.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
1,2,3,4,5,6. De ki: Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanlarn Rabbine, insanlarn Melikine, insanların İlahına sığınırım.
Kaynak: Diyane
devamı
|
0 yorum |
168 views |
03 Mayıs 2009 |
Kuran-ı Kerim niçin Arapça indirildi?

![]() Özellikle Ülkemizde Yıllardır tartışılan konulardan birisidir Kuran-ı Kerim’in niçin Arapça olarak indirildiği.Bu Konuda bu soruya cevap vermeye çalışacağız.
Ateist olan bir Yazar sormuş Sadece Araplarmı Allahın Kulu ki Kuran Arapça olarak indirilmiş? diye.Kuran İngilizce veya Almanca olarak indirilmiş olsaydı şayet o zamanda bunu tenkit edeceklerdi.Zira amaç üzüm yemek değilde bağcıyı dövmek olunca durum bu şekilde devam edecekti.
Yusuf suresinin, (Biz Kuranı Arapça olarak indirdik, umulur ki, siz onu anlarsınız) mealindeki 2. âyet-i kerimesi, tefsirlerde özet olarak şöyle açıklanıyor:
Biz Kuran-ı kerimi herhangi bir lisan ile değil, en geniş, en açık, en âhenktar olan Arap lügâtı üzere indirdik. Eğer akıllıca düşünürseniz, bu Kitabın ulviyetini, kendisinin bir şaheser, hükümlerinin, tesirli sözlerinin, bütün insanlığa hitap ettiğini, müslüman olmayı en büyük bir vazife, en yüksek bir saadet telakki edersiniz.
Ey Araplar, Kuran-ı kerim, sizin lisanınızla indi. Bugüne kadar birçok edebiyatçının, şairin sözünü dinlediniz. Hiçbirisine benzemiyor. Bunun insan sözü olmadığını, İlahi bir kelam olduğunu düşünürseniz, anlarsınız.
devamı
|
0 yorum |
88 views |
21 Ocak 2009 |
BAZI SÜRE VE ÂYETLERİN FAZİLETLERİ

![]() 1- Ebu Saîd Raf’i b. el-Muallâ (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) bana,
“mescidden çıkmadan önce Kur’an’daki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?”
buyurdu ve elimden tuttu. Mescidden çıkmaya niyetlendiğimizde: Ey Allah’ın
Elçisi! “Kur’andaki en büyük sûreyi sana öğreteyim mi?” diye sormuştunuz,
dedim. Hz.Peygamber de: “O, yedi âyet olan el-Hamdü Lillâhi Rabbi’l-Âlemin
sûresidir ve bana ihsan olunan Kur’an’dır” buyurdular (Buhârî).
2- İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor: Cebrail (a.s) Hz. Peygamber (s.a.v)’in
yanına oturduğunda yukarı cihetten bir çıtırtı sesi duyup başını yukarıya
kaldırdı ve “bu ses semadan sadece bugün açılan bir kapının sesidir” dedi.
Hemen bir melek geldi. Cebrail, “bu melek bundan önce hiç yeryüzüne
inmemiştir” dedi. Sonra melek selam verdi ve “senden önce hiçbir peygambere
verilmeyen iki nurla Fâtiha Sûresi ve Bakara Sûresi’nin sonlarıyla seni
müjdeliyorum, onlardan okuyacağın her harfin karşılığı verilir” buyurdu
(Müslim).
3- Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v): “Evlerinizi kabirlere
çevirmeyin, çünkü şeytan, içinde Bakara Sûresi okunan evlerden nefret eder”
buyurdu (Müslim).
4- Ubeyy b. Ka’b (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v): “Ey Ebu’l Munzir
Allah’ın kitabındaki hangi âyetin daha büyük olduğunu bilir misin? buyurdular.
Ben de “Allahu Lâ İlâhe İllâ Hüve’l Hayyu’l Kayyûm’dur” cevabını verince,
“Ebu’l-Munzir! Mâşaallah, sorulan herşeyi biliyorsun!” buyurdular (Müslim).
5- Ebu Mes’ud el-Bedrî (r.a) anlatıyor: Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu;
“Kim bir gecede Bakara Sûresi’nin son iki âyetini okursa ona yeter”
devamı
|
2 yorum) |
70 views |
28 Eylül 2008 |
Kur’an-ı Kerim Okuma adabı

![]() 1- Okumaya başlamadan önce ağzı misvakla temizlemek.
2- Kur’an’ı mescit veya bir başka temiz yerde okumak.
3- Kıbleye yönelmek.
4- Allah Teâlâ’nın: “Kur’an okuyacak olduğun zaman,kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” âyeti (Nahl, 98) mûcebince Kur’an okumaya başlarken eûzü çekmek.
5- Tevbe Sûresi hariç her sûrenin başında besmele çekmek.
6- Okunan Kur’an âyetlerini huşû ile dinleyip anlamları hakkında düşünmek.
Allah Teâlâ, Muhammed Sûresi’nin 24. âyetinde bu hususa işaretle meâlen:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri mi kilitli?!” buyurmaktadır.
7- Sesi güzelleştirmek ve Kur’an’ı tane tane okumak (Müzzemmil, âyet: 4).
8- Aceleci davranmamak.
9- Med kaidelerine uymak.
devamı
|
0 yorum |
107 views |
28 Eylül 2008 |
Kur’an-ı Kerim Okuma Fazileti

![]() 1- “Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar
(belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah
namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir
nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer
bir makama göndereceğini umabilirsin” (İsrâ, 78, 79).
2- “O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar
ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir” (Bakara, 2).
3- “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden
ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır” (Bakara, 185).
4- “Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size
apaçık bir nur indirdik” (Nisâ 174).
5- “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızasını
arayanı Allah onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle
karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir” (Mâide 15, 16).
6- “Bu (Kur’ân), Ümmü’l-Kurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için
sana indirdiğimiz ve kendinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır.
Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla kılmaya
devam ederler” (En’âm, 92).
7- “İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun
ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin” (En’âm, 155).
8- “Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet
olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik” (A’râf, 52).
9- “Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle
iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz” (A’râf, 170).
10- “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin” (Arâf, 204).
11- “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa,
müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: Ancak Allah’ın
lûtfuf ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu onların (dünya malı
olarak) topladıklarından daha hayırlıdır” (Yunus, 57, 58).
12- “Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur’an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır” (İbrahim, 1).
13- “Biz, Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayanların arasına gizleyici bir örtü çekeriz. Ayrıca, onu anlamamaları için kalplerine bir
kapalılık ve kulaklarına bir ağırlık veririz. Sen, Kur’an’da Rabbinin
birliğini yadettiğinde onlar, canları sıkılmış bir vaziyette, gerisingeri
dönüp giderler” (İsrâ, 45, 46).
14- “Biz, Kur’an’dan öyle birşey indiriyoruz ki o, müminler için şifa ve
rahmettir; zalimlerin ise yalnızca ziyanını artırır” (İsrâ, 82).
15- “Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar
tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu
Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de
gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitab, Allah’ın,
dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi
de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 23).
16- “İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir,
iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle
doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu
göstermektesin” (Şûrâ, 52).
17- “Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah
korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz” (Haşr, 21).
18- “Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” (Kadr, 1, 2, 3).
19 - “İşte o apaçık delil Allah tarafından gönderilen ve en doğru hükümleri hâvî tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir” (Beyyine, 2, 3).
20- “Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız”
(Hicr, 9).-
devamı
|
1 yorum |
118 views |
28 Eylül 2008 |
Dua ile başlar Elifbamız..

![]() Dua ile başlar Elifbamız…
Ne zaman elimize bir Elifba alsak hep şu dua ile karşılaşırız: �
Bismillahirrahmanirrahim. Rabbi yessir vela tuassir Rabbi temmim bil hayr. �
Bu duanın anlamı şudur: �Ey Rabbim işimi kolaylaştır, zorlaştırma ve hayırlı bir sonuca erdir.�
Başlama duamızın anlamını da öğrendikten sonra yapacağımız bir şey daha kalıyor. O da Elifbamızın ilk harfini okumaya ve öğrenmeye başlamadan önce bu duayı yapmak. Tabii ki önce her güzel işimizde olduğu gibi �Besmele� çekmeyi de unutmuyoruz.
Kur�an öğrenmek için ne zaman Elifba�yı açıp okumaya ve Kur�an harflerini öğrenmeye başlasak karşımıza Peygamberimizin (sas) şu sözü de çıkacaktır: �Sizin en hayırlınız, Kur�an-ı Kerim�i öğrenen ve başkalarına öğretendir.�
Yine Peygamber Efendimizin bir sözü daha vardır ki, bu da anne ve babalarımızı Kur�an�ı öğretme konusunda teşvik etmekte ve müjde vermektedir: �Çocuklarına Kur�an öğreten anne-babaya cennette taç giydirilir.�
Ayrıca kutsal kitabımız Kur�an-ı Kerim de bize şunu emreder: �Seni yaratan Rabb�inin adıyla oku!�
Bismillah diyelim ve alfabemize başlayalım!
Zaman Gazetesine ve bu sayfanın yapımcısı Kerim Gün’e Teşekkürler
devamı
|
0 yorum |
46 views |
28 Eylül 2008 |
#güzel tespitler: yunus suresi 84-85#

![]() Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Yunus 84- Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz ALLAH’a iman etmişseniz (ve) müslüman olmuşsanız artık yalnızca O’na tevekkül edin."
Yunus 85- Onlar dediler ki: "Biz ALLAH’a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulme sapan bir kavim için bir fitne (konusu) kılma."
Yunus 86- "Ve bizi, kâfirler topluluğundan rahmetinle kurtar."
AÇIKLAMA
Hz. Musa’nın (a.s) kavmine "müslümanlar" diye hitap etmesi, tüm İsrailoğulları topluluğunun müslüman olduğunu gösterir. Aksi halde onlara "eğer müslüman iseniz…" demezde. "Eğer iddia ettiğiniz gibi gerçek müslümanlarsanız, Firavun’un gücünden korkmayın, ancak ALLAH’a tevekkül edin" diyerek onlardan cesur olmalarını istiyordu.
Hz. Musa’nın (a.s) çağrısına cevap verenler ise ona itaat edip, onu takib eden söz konusu "gençler"di, tüm bir cemaat olarak,İsrailoğulları değil. Metnin bağlamından açıkça anlaşılan budur.
"Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne, bir yargılama sebebi kılma" duasının çok kapsamlı bir anlamı vardır. Her ne zaman Hakkın öncüleri olanlar, hakikatı hakim kılmak, hüküm sürmekte olan kötülüğü kökünden kazımak üzere kıyam ederse, çeşitli tip zalimlerle karşı karşıya gelirler. Bu zalimler o veya bu sebeple daima onların bir eksiğini, kusurunu, yanlışını bulmaya çalışırlar.
Birinci tip zalimler her türlü gücü hakikat savunucularını alt etmek üzere seferber eden batıl savunuculardır. Diğer tipler ise, inandığını iddia eden ancak devrin iktidarıyla çatışmaya girmeye cesaret edemeyen sözde Hakk savunucularıdır. Bu tipler böyle bir şeyin faydasız ve boşuna gayret olduğunu ileri sürerek batılla savaşma konusunda aldıkları yanlış tavrı haklılaştırmak için mazeretler ileri sürerler. Bunu, alçakça tavırları yüzünden duyacakları vicdan azabını bastırmak için yaparlar. Tüm çabaları kendilerini değil, Hak öncülerinin yanlışlık içinde olduğunu ispata çalışmaktır.
Bir başka güruh daha vardır ki, taraflar arası çatışmanın sonucunu bekleyerek ister hak ister batıl safında olsun güçlü tarafa geçerek onlarla işbirliği yaparlar. Şimdi hakikat savunucularının bu zalim insanlar için nasıl bir fitne nedeni olduğunu düşünelim. Eğer Hakk’ın yanındakiler dağılır ya da yenilirse, birinci gruptaki zalim güruh şöyle diyecektir: "Zaten biz haklıydık, bu budalalar değil, aksi olsaydı yenilmezlerdi". İkinci grupsa şöyle der: "Yenilgileri, şartları doğru değerlendiremediklerini yeterince ispatlamıştır. Büyük güçlerle çatışmaya girmeleri sonunda değerli hayatlarına mal oldu. Zaten ALLAH’ın emri devrin tiranlarından herhangi bir yasaklama olmaksızın en temel dini vecibelerimizi yerine getirebiliyorken kendimizi böyle tehlikelere atmamızı isteme bizden."
Sonuncu gruptaki alelade insanların kendi hakikat ölçüleri şöyledir:"Galip olan haklıdır. Dolayısıyla uğradıkları yenilgi, Hakk davayı savunduklarını söyleyenlerin haksız olduklarını göstermiştir. "İşte böyle, hakikat savunucularının işlediği her yanlışlık, her hata, yüzyüze geldikleri beklenmedik durumlar karşısında gösterdiği her zaaf, herhangi bir yenilgi karşısında içine düştüklari moral çöküntü, batıla meyyal olanlar için iyi bir mazeret teşkil eder. Sonuç olarak, Hakka "davet" davetçilerin "yenilgi"sinden birkaç yıl sonra rafa kaldırılır.
Bütün bunlar muvacehesinde Hz. Musa’nın (a.s) ashabının duasının yerinde, zamanında ve anlamlı olduğu açıkça görülmektedir. "Rabbimiz, bizden rahmetini esirgeme de, bu zalim kimseler için bir fitne, bir yargı nedeni olmayalım. Bizi yanlışlık, yenilgi ve zaaftan koru ve bizi bu dünyada muvaffak kıl ki, yarattıkların için bir hayır nedeni olalım zalimler için bir günah vesilesi değil…"
Bu ayetin tefsirinde, müfessirler arasında görüş ayrılığı vardır. Benim görüşüme gelince, bu sözleri ve hangi şartlar altında indirildiğini derin derin düşünüp vardığım sonuca göre Hz. Musa(a.s) cemaatle namaz (salat) kılmak için bir takım binalar inşaa etmek ya da evler edinmekle emrolunmuştur. Bu gerekliydi, çünkü cemaatle namaz kılmak şekli, iktidarın zulmü ve itikad zayıflığı yüzünden İsrailoğulları ve Mısır müslümanları tarafından terkedilmişti. Bu durum onların dağılmaları ve dini ruhlarının ölmesi sonucunu getirdiği için cemaatle namaz kılmayı yeniden tesis etmek asıl olacaktı. Zira bu girişim ruhun dirilişi, dağılmış cemaatın toparlanması ve güçlerini birleştirmesi yolunda en önde gelen bir etkinlik olacaktı.
"Evlerinizi kıble (ye dönük mescidler) haline getirin" ifadesi bence şu anlama gelmektedir. "Bu evleri cemaatla namazın kılındığı ortak mekanlar ve toplantılarınızın yapıldığı merkezi yerler haline getirin." İfadenin akabinde "namazı (salat) ikame edin" emrinin gelmesi, namazlarını tek tek değil, cemaatle kılmaları yolundaki imaya delalet eder. Çünkü Kur’an’daki "ikamet-üs-salat"ifadesi, namazın topluca kılınması anlamında kullanılmıştır.
MEVDUDİ TEFHİM-UL KURAN
devamı
|
0 yorum |
3 views |
30 Ağustos 2008 |
Kur’an’ın Amacı

![]() Elif, lam, râ. Bu, Rabbin izniyle insanları karanlıklardan aydınlıklara çıkarıp, güçlü ve övgüye layık olanın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (14/İbrahim, 1)
“Halbuki o alemlere uyarıdan başka bir şey değildir.” (68/Kalem, 53)
“Biz sana kitabı gerçek ile indirdik ki insanlar arasında ALLAH’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin.” (4/Nisa, 105)
“insanlar bir tek ümmetti. ALLAH peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onunla beraber, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hükmetmek üzere içinde gerçekleri taşıyan kitabı indirdi..” (2/Bakara, 213)
“İşte o kitap, kendisinde hiç bir şüphe yoktur. Muttakiler için yol göstericidir.” (2/Bakara, 2)
Bu ayetler Kur’an’ın amacı hakkında bize bir yaklaşım sağlamaktadır. Ayetler Kur’an bütünlüğünde ve Resulün örnekliğinde, ALLAH’ın murad ettiği manada anlaşıldığı sürece muttakiler için yol göstericidir. Ayetler, taassubu kırdığımız, hurafelerden temizlendiğimiz, kaderci anlayışı ıslah ettiğimiz andan itibaren, karanlıklardan aydınlıklara ulaştıran nurdur. Ayetler, beraber kıyam ettiğimiz, rükuya gittiğimiz, istişari çabalarda bulunduğumuz sürece müjde ve uyarıcıdırlar. Ayetler, anlaşmazlığa düştüğümüzde onunla hükmettiğimiz sürece hidayettirler.
Kur’an’ın ana hedefi ALLAH’ın varlığını ispatlama noktasında değil, insan ve insan davranışları üzerine yoğunlaşmaktadır. Nitekim kendisini de “insanlara yol gösterici, karanlıklardan aydınlıklara çıkarıcı, alemlere uyarıcı” şeklinde tanımlamaktadır ki, bu manada çok sayıda ayet sıralamak mümkündür. Bununla birlikte ALLAH lafzı, ALLAH’ın sıfatları ve isimleri Kur’an’da bir çok defa kullanılmıştır.
Fakat Kur’an’da, Kur’an’ın amacı, ALLAH’ı ispatlamak şeklinde ortaya konmamıştır. Zira tabiat ayetlerinin, ALLAH’ın varlığını ispat etme konusunda yeterli olduğunu Kur’an bize hatırlatmaktadır:
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidiş ve gelişinde elbette akıl sahipleri için ibret verici deliller vardır.” (3/AI-i İmran, 190)
Ama Kur’an bizatihi tevhid inancını ikame etmeye, zihinlerde ve pratik hayattaki şirk şekillenmelerinin, bozuk inançların, batıl geleneklerin ıslahına yönelmiştir. Dikkatlerin bu yaklaşıma çekilmesi, vahyin amacına uygun bir yolun tutulmasını sağlayacaktır.
Yüce yaratıcı fikri, insanın içinde, derununda mevcuttur. Dolayısıyla problem ALLAH’ın varlığını isbat etmek problemi değildir. Kaldı ki hiç bir tarih diliminde ateizm, sorun olacak düzeyde büyük bir gündem oluşturmamıştır.
Hepimizin bildiği Mekke dönemi Arap toplumunun yapısı dikkate alındığında, onların da ALLAH inancına sahip oldukları, yeri ve göğü yaratan ALLAH’ın varlığına inandıkları görülecektir. Bununla birlikte Kur’an bu toplumun din anlayışını tümden değiştirmek için vahyedilmiştir.
İlahi kanunlar insanlar için gönderilmiştir. Ve bu kanunların hepsinin; gerek fert düzeyinde olsun, gerekse toplum düzeyinde olsun günlük yaşamda bir karşılığı, pratik bir değeri vardır. Aksi durumda vahyin insanlar için hidayet aracı olmasının geçerliliği olmazdı. Dolayısıyla insanların temel zaafları ALLAH’ı yok sayma noktasında değildir. Asıl zaaf ve sapma O’nunla birlikte başkalarını veya kendi heva ve heveslerini ilah etme noktasında başlamaktadır.
“Ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz? Yoksa okuduğunuz bir kitabınız rnı var? Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz? Yoksa aleyhimizde kıyamet gününe kadar süre gidecek ahitleriniz mi var ki, kendiniz için hükmettikleriniz sizin olacaktır. Sor onlara bunu kim üstlenir. Yoksa onların ortakları mı var? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler.” (68/Kalem, 36-41)
Vahiy insanların ihtilaf ettikleri konularda hükmedilsin diye gönderilmiş, mücadele bunun üzerine kurulmuştur. ALLAH’ın, hükümlerini indirmesinin arka planında yatan gerçek insanların taşıdıkları benzeri zaaflar olmuştur. Atalarından aldıklarını din edinen, yeryüzünde fitne çıkaran; hevalarıyla hükmederek insanlara zulmeden, bozgunculuk yapan şirk dini mensuplarının düzelmesi, ıslah olması ve genelde insanlara hidayet rehberi olması amacıyla; ALLAH, insanlara peygamberleri aracılığıyla vahiy/kitap göndermiştir. Vahiy doğru ile yanlış, aydınlık ile karanlık arasında bocalayan insanoğlu için en sağlam ölçüdür. Dolayısıyla vahyi Ölçütlere sahip olmamak, karanlık dehlizlerde kalakalmaktır, insanları uyarmak, onlara doğruyu göstermek, onları zaaflarının ve nevalarının düştüğü aşağılıklardan kurtarmak, aydınlığa çıkarmak, Kur’an’ın ana hedefidir.
Kur’an-ı Kerim’in muhatabı insandır. İnsan fıtratına hitap eder ve fıtrat üzerinde süregelen sünnet üzerinde durur. Kuşkusuz bu sünnette en önemli husus insan ALLAH ilişkisidir. ALLAH kainatı belli bir düzen içinde yaratmış ve bu düzen gereğince varlıklara yollarını göstermiştir. Her varlık yaratılış gayesi doğrultusunda hareket etmekledir. Bu varlıklar arasında yalnız insanoğlu ihtiyar sahibi kılınmış ve kainat içindeki düzenini kurması kendi insiyatifine bırakılmıştır. O artık ya yalnız ALLAH’a kul olacaktır ya da ALLAH dışında kendi ürettiği sistemlere tabi olacaktır, işte bu noktada ALLAH vahiy nimetini sunmakta, insanların ALLAH ile; hemcinsleriyle ve kendileriyle olan iliş kilerini düzenlemektedir, insanoğlu her konuda olduğu gibi, bu ilişki biçimlerinde de vahye dayanmadığı sürece yanılmakta, yanlışlara düşmektedir. Vahiyden uzaklaşıldığı nispette fesad artmakta, yeryüzüne müşrik güçler ve onların kaçınılmaz tezahürleri olan zulüm, istibdat, adaletsizlik hakim olmaktadır.
Tüm ilahi kitaplar gibi, son vahiy olan Kur’an’ın da asıl amacı yeryüzünde zulmü, adaletsizliği ortadan kaldırmak ve insanlara, ALLAH’ın kendilerinden razı olacağı davranış normlarını kazandırmaktır. Tabii ki tercih yine insana bırakılmış ve yapacağı tercihin hesabının da mutlaka sorulacağı vaad edilmistir.
İnsanların özellikleri dikkate alındığında çok unutkan oldukları (18/57; 20/115; 36/78; 5/14; 7/51…), çok aceleci davrandıkları (17/11; 21/37; 76/27) ve dolayısıyla bir hidayete, hatırlatıcıya ihtiyaç gösterdikleri görülecektir. Dosdoğru yola, hidayet yoluna iletilmenin duyarlı ve düzenli bir pratik hayattan geçeceği malumdur, insanlar bir an ALLAH ile olan ilişkilerini kopardıklarında tüm zaaflarıyla bir bocalama ve ümitsizliğe doğru akıp giderler, ibadetlerini, salihatlarını, düşüncelerini Rabbinden bağımsız ortaya koymaları halinde başıboşluk tehlikesinden kurtulamazlar. Müminler darlıklarında ve genişliklerinde ALLAH’ın kendi üzerlerine sekine (güven)ini indirmesine muhtaçtırlar (48/4, 29; 9/26). O güven, muttakilerin imanıdır.
İnsan yapısı itibariyle dengesizdir. ALLAH’a kul olmak, bağımsız kalmakla yerine getirilmesi imkansız bir sorumluluktur, insan kendisini ALLAH’tan müstağni gördüğü an azar (96/6-7). İnsan-ALLAH ilişkisinin Kur’an bütünlüğünde sürdürülmesinin pratik sonuçları, hakkın ve sabrın tavsiyeleşmesi ile mümkündür. Kur’an’ın amacı insanlara kulluk şuurunu, imtihan bilincini, hesap gününü hatırlatmaktır, insanlar imtihan için yaratılmış ve bu imtihanın alanı oldukça geniş tutulmuştur, insan düşünme, konuşma, eylem koyma özgürlüğüne sahiptir. Ancak bu mantık her an sorgu bilinciyle, kul olma çabasını ortaya koyma ve sonuçlarının dikkate alınması açısından değerlendirilmelidir.
Kur’an, bireyin ve toplumun ıslahını hedefler. Dolayısıyla insanlara vahyi Ölçütler sunmak, bizatihi hayata bu ölçütlerle bakmak, pratiğe bu Ölçütlerin kaynaklık etmesini sağlamaktır. İnsanların kendi nevalarını ölçü edinmelerinin sonucu nefislerde başlayan bozulmanın kısa sürede toplumsal bir tehlikeye dönüşmesi kaçınılmaz olur.
“İnsanlar bir tek ümmetti. ALLAH peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onunla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda, insanlar arasında hükmetmek üzere İçinde gerçekleri taşıyan kitabı indirdi.” (2/Bakara, 213)
İnsanlara “usvetun hasene” olan (23/21) ALLAH’ın Rasulüne, onun hayatına bakalım. O, insanların en güvenilir olanıydı. Kur’an’ı ahlak edinmiş, müşrik bir toplumun hayatını, beyinlerde oluşan tahrifatları değiştirmenin bütün bir mücadelesini vermiştir. İnsanlara gitmekten, onlarla ilgilenmekten ve de ALLAH’a kul olmaktan başka bir amacı yoktu. Onun kaygısı ayetleri uzun uzun tartışmak, toplumdan soyutlanıp ucube yerler aramak değildi. Bunları yapmadı. Çünkü insanların problemleri ve içinde bulundukları durum farklıydı. Nefislerindekiler, kafalarındakiler farklıydı. Bunları değiştirmenin üstün bir çabasını verdi. ALLAH’ın Rasulü tebliğ etti. Örnek oldu. Hakkın şahitliğini yaptı. Ulaştığı herkese ALLAH’tan aldığı vahyi doğruları aktardı:
“De ki: ‘Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?’ De ki: ‘Benimle sizin aranızda ALLAH şahittir. Bu Kur’an bana vahyolundu ki onunla sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım.’ (6/En’am, 19)
Kur’an’ın amacını algılamaya engel olan ve ondan uzaklaşmaya götüren nedenlerden biri de Kur’an’ın edebi güzellikleri üzerinde yoğunlaşmaktır. Vahyin amacı hiç bir zaman edebi bir metin olarak sunulmak, hayrete düşürücü bir üslup kullanmak, dolayısıyla insanları bu noktada yoğunlaştırmak olmamıştır. Kendi mesajını ulaştırmanın, doğru ile yanlış ayrımında bulunmanın en sağlıklı şeklin halkın kullandığı dili en güzel bir şekilde kullanmaktır. Kur’an indiği toplumun inkarcılarından bir benzerini getirme çağrısında bulunurken; mesajının tutarlılığını, çelişkisiz olduğunu vurgulamıştır. Bu meydan okumayı edebî alana hasretmek Kur’an’ın amacına, hedefine ve vermek istediği mesaja engel olmaktan öteye bir şey değildir. Bu yanlıştan kurtulmanın yolu Rasulullah’ı örnek almak, onun anlayışını yakalamaktan geçer. Kur’an’ın şiir olmadığı, onun şair sözü olmadığı (36/Yasin, 69) belirtilirken söz konusu edilen edebî özellikleri değildir. Vurgulanmak istenen Kur’an’ın muhtevası ve amacının farklılığıdır (26/Şuara, 224-227).
Vahiy insanlardan ne istediğini, onların bu istekleri yerine getirmeleri hususunda nasıl, bir yol takip etmeleri gerektiğini bildirir ve bu dünyadaki mümince çabaların ödüllendirileceğini, ihmal edilmesi durumunda cezalandırılacağı gerçeğini hatırlatmaktadır. ALLAH-İnsan ilişkisiyle ilgili olarak her ne kadar tarihi olayları ele alsa da, vahyin amacı insanlara bilimsel bilgi ya da tarihin sırf olay ve olgularla ilgili yönleri konusunda bilgi vermek değildir. Kur’an’ın amacının dünyanın başlangıcıyla ilgili bilimsel bir teori getirdiğini sanmak vahyin amacını yanlış anlamak olur.
“Deki: Eğer ben haktan sapmışsam bu kendi aleyhimedir. Eğer hidayete nail olursam bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semi’dir, Karib’dir.” (34/Sebe1, 50)
“Bu Kur’an çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve aklı selim sahipleri öğüt alsınlar. (38/Sâd, 29)
haksoz dergisi
devamı
|
2 yorum) |
23 views |
30 Ağustos 2008 |
Hidayet doğru yol mudur?

![]() E.selamun aleyküm.V.R.V.B
Sevgili kardeşlerim hep dualarımızda ALLAH’ım bize Hidayet nasip et,bizi hidayete erdir diye dua ederiz.Hidayetide doğru yol olarak biliriz.İslamın 5 şartını yerine getirip,namaz kılıyorsak,oruç tutuyorsak,kelimei Şehadet getiriyorsak varsa zekatımızı veriyorsak, elimizden geldiğince hayır ve hasenat işliyorsak, maddi durumumuzda varsa Hac’a gittiysek yada gideceksek,Rabbimizin yasaklarınıda elimizden geldiğince yapmaya çalışıyorsak İnşALLAH biz Hidayetteyiz diyoruz….Peygamber Efendimiz(selamun aleyküm.v.) ve mubarek sahabe efendilerimiz sadece bunları yapmışlarsa,ALLAH’u Teala Hz.leri Tövbe 100.ayeti kerimede buyuruyorki
9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini ALLAH’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke’den Medine’ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine’deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). ALLAH, onlardan razı ve onlar da O’ndan (ALLAH’tan) razıdır. Onlara ALLAH, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
Sevgili kardeşlerim bu ayeti Kerimeye göre Sahabe efendilerimiz en üst cennetle(adn)müjdelenmişler.Mademki Sahabe Efendilerimiz islamın 5 şartını yapıp adn cennetlerinin sahibi olmuşlarsa,bizde bunları yapmamıza rağmen neden sahabe efendilerimiz gibi olamıyoruz, 1.kat cennetin sahibi olabiliyormuyuz…..Acaba biz gerçekten Hidayettemiyiz yada gerçekten Hidayet doğru yolmudur..Kur’anı Kerimimize hepberaber bakalım İnşALLAH.
BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki ALLAH’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; ALLAH’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
”İnne: Muhakkak ki
hudâllâhi: ALLAH’a ulaşmak
huve: işte o
hudâ: hidayettir
ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve sizin dîninize tâbî olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, ALLAH’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel ALLAH’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, ALLAH’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve ALLAH, Vâsi’un Alîm’dir. (ALLAH herşeyi kuşatan ve herşeyi bilendir.)
“İnne: Muhakkak ki
el hudâ: hidayet
hudallâhi: Alla’a ulaşmaktır
Sevgili kardeşlerim Kur’anı Kerimdede gördüğümüz gibi HİDAYET Yol değildir,ALLAH’a Ulaşma yı dilemektir İnşALLAH.
ALLAH RAZI OLSUN
devamı
|
0 yorum |
4 views |
30 Ağustos 2008 |
|
|