|
|||||||
| Nafile Namazlar Nafile Namazlar |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Arama | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
Kul hakkı nedir, kul hakkı namazı, ne zaman kılınır tarifi
Kul hakkı, kulun bedenine ve malına yapılan tecavüzlerdir. Bu tecavüzler: A: Maddi Hukuk'una B: Manevi Hukuk'una olabilir! Kulun maddî hukukuna en büyük tecavüz, öldürmedir. İnsanın yaşama hakkına son verme, onun bu kâinatla olan bütün münasebetlerini bir anda kesip atma, kulu, Rabbine ibadetten alıkoyma, İlâhî eserleri tefekkürden, rahmanî nimetlere şükürden menetme cinayeti. Allah’ı tesbih eden yetmiş trilyona yakın hücrenin bütün bu tesbihlerini bir kurşunla delip geçme, yahut bir bıçakla kesip atma ihaneti. “Kim bir nefsi, kısas yahut yeryüzünde fesat çıkarma sebeplerinin biri olmaksızın öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide Sûresi, 32) Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bu ayeti şöyle tefsir etti! Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler. Aynı ayeti tefsir sadedinde Bediüzzaman Hazretleri, şu enteresan beyanda bulunur: “Bir mâsumun hayatı, kanı, hatta umum beşer için de olsa heder olmaz. İkisi nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de birdir.” ( Sünuhat) Yâni, Allah’ın sonsuz kudretine nazaran bir insan yaratmakla bütün insanları yaratmak arasında fark olmadığı gibi, Onun sonsuz rahmet ve adaleti noktasında da bir insanın katli ile, bütün insanların katli arasında fark yoktur. İnsanoğlu her nasılsa, başkalarının hakkını çiğnerken o insanların Allah’ın kulu olduklarını unutuyor. “Ben Allah’ın bir kuluna zulmedersem, Onun kahrına hedef olurum.” diye düşünemiyor. Bunun içindir ki, kendisine İlâhî ikazlar geliyor. Bu rahmanî ikazlara tercüman olma bahsinde Allah Resulü de (s.a.v) ümmetini defalarca ve değişik şekillerde ikaz etmiştir. Bu ikazlardan üç tane dile getirelim! “Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur.” (Buharî, Müslim) “Ümmetimden müflis odur ki, kıyamet günü namaz ve zekâtla gelir. Ama, bu arada sövdüğü şu kimse, dövdüğü bir başka kimse dahi gelir. Bunun üzerine kendisinin hasenatından şuna verilir, buna verilir. Üzerinde haklar bitmeden kendi hasenatı tükenirse, o zaman onların hatalarından alınır kendisine yüklenir. Daha sonra cehenneme atılır.” (Müslim) “Kaçmayarak, yalnız Allah’tan sevap bekleyip sabrederek, düşmana karşı durduğun halde öldürülürsen, borçlarından başka bütün günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi.” (Müslim) Nisa Süresi'nde ise Ey Mü'minler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla (şeriatın haram kıldığı fâiz, kumar, hırsızlık, gasb, zorbalık, hıyânet, sefâhat ve israf ile) yemeyin. Ancak birbirinizden hoşnut olarak karşılıklı ticâret yolu ile olursa (yiyebi-lirsiniz.) Kendi kendinizi öldürmeyin. (Veya nefsinizden sayılan mü'mini öldürmeyin. Veyâ kısas icâb eden cinâyetleri işleyerek kendi ölümünüze sebeb olmayın. Veyâ nefsinizi, tehlikeye atarak öldürmeyin. Ey Muhammed Ümmeti!) Şübhesiz Allah size merhamet eder. (Haram yemenize ve nefsinizi öldürmenize müsaade etmez. İsrâil-oğullarına, isyanları sebebiyle kendilerini öldürmelerini emretmişken, sizi ondan meneder.) ( Nisa 29 ) buyrularak can ve mal emniyetinin önemi vurgulanmıştır. █████ HAKLARI BEŞ BÖLÜMDE İNCELENİR █████ █████ HAKLARI BEŞ BÖLÜMDE İNCELENİR █████ █████ HAKLARI BEŞ BÖLÜMDE İNCELENİR █████ 1- Mali 2- Nefsi 3- Irzi 4- Mahremi 5- Dini █████ MALİ OLAN KUL HAKLARI █████ Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek mal satmak, sahte para vermek, başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi. Bu haklar için sahibi ile helalleşmek gerekir. Dünyada helalleşmezse, ahirette sevapları ona verilerek helalleştirilecektir. Mal sahibi ölmüş ise, vârisine ödenir. Vârisi yoksa veya mal sahibi bilinmiyorsa, salih bir fakire hediye olarak verilip, sevabı sahibine gönderilir. Salih fakir yoksa, İslamiyet'e hizmet eden hayır kurumlarına, vakıflara verilir. Kendi salih akrabasına, fakir olan ana babalarına, çocuklarına hediye olarak vermesi de, caiz olur. Bunları yapmak imkanını bulamazsa, mal sahibinin ve kendisinin af olunmaları için dua eder. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa, ahirette af olunması, çok güç olur. █████ NEFSİ OLAN KUL HAKLARI █████ Adam öldürmek, bir uzvunu kesmek, sakat bırakmak gibi şeylerdir. Önce tevbe eder. Adam ölmüş ise, velisi ile helalleşmek gerekir. Velisi isterse af eder. İsterse belli bir mal ister. İsterse, mahkemeye verip, hakimden cezalandırılmasını ister. İslamiyet'te kan davası yoktur. █████ IRZİ OLAN KUL HAKLARI █████ Dedikodu, iftira, alay, sövmek gibi haysiyetle, şerefle ilgili şeylerdir. Tevbe etmek ve helalleşmek lazımdır. Bunlarda vârisleri ile helalleşmek olmaz. █████ MAHREMİ OLAN KUL HAKLARI █████ Başkasının çoluk çocuğuna hıyanet etmek gibi şeylerdir. Tevbe ve istiğfar eder. Fitne çıkmak ihtimali yoksa, sahibi ile helalleşir. Fitne ihtimali varsa helalleşmek yerine, ona dua eder ve onun için sadaka verir. Yaptığı ibadetlerin sevaplarını ona bağışlar. Fitne ihtimali olunca, helalleşirken işlediği günahları bildirmeyip, bendeki bütün haklarını af et demekle yetinir. █████ DİNİ OLAN KUL HAKLARI █████ Akrabasına ve emri altında olanlara doğru din bilgisi vermeyi terk etmek, insanların din bilgisi öğrenmelerine ve ibadetlerine mani olmak, onlara kâfir, fasık demek. Bid’at çıkarıp veya mevcut bid’atleri savunup Müslümanların yanlış inanmalarına ve yanlış ibadet etmelerine sebep olmak. Açıktan oruç yiyerek veya açıktan başka haram işleyerek kötü örnek olmak. Bu günahlar için de tevbe etmek, hak sahipleri ile helalleşmek gerekir. █████ BELİRLENMİŞ HAKLAR NELERDİR? █████ Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı bulunur. 1- Selamına cevap vermek. 2- Hastalanınca yoklamak. 3 Ölünce cenazesine gitmek 4- Davetine icabet etmek. 5-Aksırıp Elhamdülillah deyince “Yerhamükellah” demek. █████ CEMİYET HAYATINDA DAVRANIŞ HAKLARI █████ 1- Hoşgörü sahibi olmak. 2. Mütehakkimâne değil, mütebessim çehre ile hitab etmek. 3. Sokakta giderken hiç kimsenin arkasın-dan seslenmemek. İmam-ı Âzam Rh.A. talebesi Ebû Yusuf’a: “Kimseyi arkasından çağırma, biri seni arkadan çağırırsa dönüp bakma zira arkasından çağırılan hayvandır''buyurmuştur. 4. Aksırma, öksürme gibi durumlarda ağzını kapamalı ve arkasını dönmeli. 5. Gülmek icab ettiren bir şey yokken gülmemeli ve toplulukta iki kişi birbirine göz kırparak anlaşmamalı. Fısıltı halinde konuşmamalı. 6. Büyüklere - hocamıza -üstamıza - tecrübesinden istifade ettiğimiz yaşlılara hürmet etmeli Bunlar hem Hakk’ın rızasını hem onların hoşnutluğunu kazanmağa sebebdir. 7. Otobüs, dolmuş gibi vasıtalarda büyükle-re yer vermek. Mekke’ye 16 km. Uzaklıktaki Cirane mev-kiinde Rasûlüllah Efendimiz Süt validesi Halime-i Sadiye Hz.'lerini gördü. Ayağa kalktı ve cübbesini yere serip onu oturttu. Eshab-ı Kiram bunu gördüler ve örnek aldılar. Daha sonra Ebubekir ve Ömer (R.A.) da Halime validemize aynı şeyi yapmışlardır. 8. Bir toplantıya gideceğimizde el ve ayak temizliği yapmalı. 9. Cuma, Bayram gibi kalabalığa çıkacağı-mızda mümkünse boy abdesti almalı, güzel elbise, temiz çorap giymeli zoğan sarımsak yememelidir. 10. Camiye geldiğimizde neresi boşsa oraya oturmalı, cemaatın üzerinden atlayarak ileri geç-meye çalışmamalıdır.
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████ ÜZERİNDE KUL HAKKI OLANLAR █████
█████ ÜZERİNDE KUL HAKKI OLANLAR █████ █████ ÜZERİNDE KUL HAKKI OLANLAR █████ Üzerinde kul hakkı olan buna tevbe için, kul hakkını hemen ödemeli, onunla helalleşmeli, ona iyilik ve dua etmeli. Mal sahibi, hakkı olan ölmüş ise, ona dua, istiğfar edip vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları, vârisleri bilinmiyorsa, o miktar parayı fakirlere sadaka verip, sevabını hak sahibine bağışlamalıdır. (Sefer-i Ahiret) Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerle lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. (Mektubat-ı Rabbani c.2, m.66, 87) Kıyamet günü, hak sahibi, hakkından vazgeçmezse, bir dank [yarım gram gümüş] hak için, cemaat ile kılınmış, kabul olmuş yediyüz namazı alınıp, hak sahibine verilecektir. (Dürr-ül Muhtar) Kul hakkını, Allahü teâlânın hakkından önce ödemek gerekir. Kul hakkı olan günahların affı güç ve azapları daha şiddetlidir. Başkasının hakkını yiyen, hak sahipleri ile helalleşmedikçe affa uğramaz. Yani üzerinde kul veya hayvan hakkı bulunanı Allahü teâlâ affetmez ve bunlar Cehenneme girip, cezalarını çekeceklerdir. (Hadika) Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Üzerinde kul hakkı olan, ölmeden önce ödeyip helalleşsin! Çünkü ahirette altının, malın değeri olmaz. O gün, hak ödeninceye kadar, kendi sevaplarından alınır, sevapları olmazsa, hak sahibinin günahları buna yüklenir.) [Buhari] (Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennete girer.) [Nesai] (Kul hakkı, müminin aybı, kusurudur.) [Ebu Nuaym] Üzerinde kul hakkı bulunanların ruhları Cennete girmez. Salihlerin ruhları kabirlerine gelerek, cesetlerini ziyaret ederler. Vefat eden müminlerin ruhları gelip, dünyada tanıdıklarını sorarlar. (Feraid-ül-fevaid) İmam-ı Serahsî Rh.A. “Şehid’in kul hakkından başka bütün günahları affolunur” buyurmuştur. Aynı bilgi Hak Dini Kur'an Dili eserinde de mevcuttur! Üstte de geçtiği gibi İbni Abidin diyorki: Hak sahibi hakkını helal etmezse Kıyâmet günü haksızdan yarım gıram gümüş değerinde hak için-cemaatla kılınmış ve kabul olmuş yediyüz vakit namazı alınıp alacaklıya verilir. █████ KUL HAKKI İLE ÖLEN CENNETE GİRER Mİ?█████ █████ KUL HAKKI AFFEDİLİR Mİ? DELİLİ NEDİR? █████ Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de sadece şirk suçunu affetmeyeceğini bildirmiştir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur." (Nisa, 4/48) Allah Teâlâ dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı bu ayette açık bir şekilde görülmektedir. Bağışlamayı dilemediği kullarına ise işledikleri günahlar kadar azab edecektir. Bir insanın hakkına tecavüz etmek kul hakkıdır ve kul hakkı büyük günahlardandır. Allah dilediği kimselerin tüm günahlarını bağışlayacağını bildirdiğine göre kul hakkı da buna dâhildir. Bu arada Allah mağdur tarafa da hakkını öder ve onu razı eder. Fakat Allah bir kimsenin günahlarını bağışlamayacaksa ve bu kimse kul hakkı da yemişse durumu ne olacak? Bunu da peygamberimiz bir hadisinde şöyle açıklamıştır: "Kim bir kul hakkı yemişse derhal o kardeşi ile helalleşsin. Çünkü (kıyamet günü) dirhem de geçmez dinar da. Böyle olunca o (hak yiyen) kişinin sevapları alınır o adama yüklenir. Eğer sevapları yoksa o hakkını yediği adamın günahları buna yüklenir." (Buhari, Rikak, 48) Müslümana düşen, hiç kimsenin hakkına saldırmamaktır. Böyle bir günah işlediğinde ise o kişiden helallik dilemeli ve tevbe istiğfar etmelidir. Önemli olan, ahirette Allah'ın bütün günahlarını bağışlayacağı kullardan olabilmek için çalışmaktır. Cennete girer mi sorusunun cevabı olarak denilmektedir ki, kul hakkı kâfirlik değildir. Sevaplarından bir kısmını vererek kul hakkını öderse, Cehenneme girmez. Sevapları yoksa, kul hakkı olanın günahlarının bir kısmını yüklenir. Cezasını çektikten sonra Cennete gider. Cehenneme yalnız kâfir girmez. Ne kadar çok günahkâr olursa olsun, müslüman, günahlarının cezasını çektikten sonra muhakkak Cennete girer. Fakat Cehennemde ceza çekmek öyle kolay değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.) [Müslim] İşlenen günahta kul hakkı da varsa, kul hakkını hemen ödemek, onunla helalleşmek, ona iyilik ve dua etmek de gerekir. Kul borcu ile ölürsek, birçok sevabımız hak sahibine verilir, sevabımız kalmazsa, onun günahlarını yüklenmek zorunda kalırız. Şehid olan kimselerin kul borçlarını Allahü teâlâ öder. █████ KAFİRLERİN HAKLARINI YEME HÜKMÜ NEDİR ...█████ █████ GAYRİ MÜSLÜMLERİ ÖLDÜRME HÜKMÜ NEDİR? █████ Gayri müslimlere [müslüman olmayanlara] kâfir denir. Bunların inançları, ibadetleri sevilmez. Fakat onları incitmek, kalblerini kırmak haramdır. Gayri müslimleri gıybet eden, yüzlerine karşı kâfir diyen müslüman cezalandırılır. Çünkü bunları incitmek, mallarına zarar vermek günahtır. (Mülteka) [Kâfirler kendilerini kâfir kabul etmedikleri için kâfirin bile yüzüne karşı kâfir demek günah olur.] Zimmiye [yani gayri müslim vatandaşa] zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. Hayvanlara işkence, zimmiye işkenceden daha kötüdür. Zimmiyi üzmemek için selamlaşmak ve tokalaşmak caiz olur. Açıkça günah işleyen fasıka selam vermek de böyle caizdir. (Dürr-ül Muhtar) Üzerinde kul hakkı bulunanların ibadetleri kabul olmaz, Cennete giremez. Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Savaş hâli hariç, kâfirleri öldürmek de haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Arkadaşını öldüren, ümmetimden değildir. Öldürülen kâfir olsa da yine böyledir.) [Hadika] (Zimmiyi öldüren, Cennetin kokusunu alamaz.) [Hadika] (Zimmiyi öldürene, Cennet haramdır.) [Ebu Davud] █████ KAFİRLERİN HİLE İLE MALI ALINABİLİR Mİ? █████ █████ KAFİRLERİN HİLE İLE MALI ALINABİLİR Mİ? █████ Kâfirleri incitmek, kalblerini kırmak haram olduğu gibi, hile yapmak, mallarına zarar vermek de haramdır. (Mülteka) Kâfirin hakkı için de, onunla helalleşmek gerekir. Gönlü alınmazsa ahirette affı çok güçtür. Kâfirin hakkından kurtulmak, müslümanın hakkından kurtulmaktan daha zordur. Gayri müslimlerin mallarına, canlarına saldırmak caiz olmadığı gibi kadınlarına, kızlarına saldırmak da caiz değil, haramdır. (Redd-ül Muhtar) Dâr-ül-harpte, kâfirlerin mal, can ve ırzlarına saldırmak haramdır. Kâfir kadınların başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak haramdır. Kâfirin malını almak, kalbini kırmak, müslümanın malını almaktan daha büyük günahtır. Kâfirlerin haklarına dokunmamak, kimseyi dolandırmamak, Müslümanlık icabıdır. Kâfirlerden de gasp, hırsızlık gibi gayri meşru yol ile alınan şey, mülk-i habistir, kullanılması haramdır, sahibi bulunmazsa, fakirlere sadaka olarak vermek lazımdır. Hayvan hakkı, insan hakkından, kâfirin hakkı da, hayvan hakkından daha büyük günahtır. Başkasının malını ondan izinsiz alıp, kullanıp, zarar yapmadan yerine bırakmak da haramdır. (Hadika) Gayri müslim vatandaşlara da, dünya işleri için, dargın olmak caiz değildir. Onların da, güler yüzle, tatlı dille gönüllerini almak, incitmemek, haklarını ödemek lazımdır. Müslüman olsun, kâfir olsun, nerde olursa olsun, hiçbir insanın malına, canına ve ırzına, namusuna dokunmak caiz değildir. Kâfir turistler, muamelatta, müslümanların hak ve hürriyetlerine maliktir. Kendi dinlerinin icaplarını yapmakta, ibadetlerini yapmakta serbesttirler. İslamiyet, kâfirlere de, bu hürriyeti vermiştir. Müslüman, yabancıların kanunlarına karşı gelmemeli, suç işlememelidir. Fitne çıkmasına sebep olmamalı, hiç kimseye zulüm, işkence yapmamalıdır. Müslümanlığın güzel ahlakını, şerefini, her yerde herkese göstermeli, her milletin İslam dinine sevgili ve saygılı olmasına sebep olmalıdır. (İslam Ahlakı) Yabancı bir ilim adamı, İslamiyet’i inceleyip müslüman olduktan sonra, Arap ülkelerine gidince, oralardaki müslümanların yanlış hareketlerini görüyor. (İyi ki sizleri görmeden müslüman oldum. Hayatınızı inceleseydim, müslüman olmazdım) demiştir. Hiçbir müslümanın, yanlış hareketlerle İslam’a gölge düşürmeye hakkı yoktur. Müslüman, İslam’ın güzel ahlakı ile süslenmeli, Allahü teâlâya karşı günah, kanunlara karşı suç işlemekten sakınmalıdır.
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
Abı_hayat (24-10-2010)
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████ KUL HAKKINA DAİR BİRKAÇ ÖNEMLİ MADDE █████
█████ KUL HAKKINA DAİR BİRKAÇ ÖNEMLİ MADDE █████ 1.Kâfir hakkını ödemek, müslüman hakkını ödemek gibidir. 2. Kitapsız kâfirlerin de hakkı geçer. 3. Herhangi bir şekilde bir kafirin hakkını üzerinde tutan kimse, onunla helalleşmeli, bulma imkanı yoksa, mirasçılarını da bulamazsa, müslüman bir fakire o kadar sadaka vermelidir. Bulabilirse parasını vermesi gerekir veya vermeden de helalleşmek mümkün olduğundan, hediye ettim, senin olsun gibi bir söz söyletmesi gerekir. 4. Şaka olarak, bir arkadaşı herhangi bir şekilde korkutmak veya bir eşyasını alıp saklayarak, arattırmak da günahtır. Her ne şekilde olursa olsun, bir kimseyi veya arkadaşını üzmek, korkutmak caiz değildir, günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!) [Tirmizi] (Bir kimse, bir mümini korkutursa, Allahü teâlâ da, uzunluğu bin yıl olan günde, onun korkusunu artırır.) [Deylemi] (Bir Müslümanı korkutan, kıyamet korkularından emin olmaz.) [Beyheki] (Korkutucu şeyler söylemeyin!) [Deylemi] (Allah’a ve ahirete inanan kimse, bir Müslümanı korkutmasın.) [Taberani] (Bir Müslümana, haksız olarak, korkutucu bir gözle bakan kimseyi, Allahü teâlâ da kıyamette korkutur.) [Taberani] (Müjdeleyici olunuz, korkutucu olmayınız, kolaylık gösteriniz, güçlük göstermeyiniz!) [Ebu Davud] (Bir demir [veya yaralayıcı, öldürücü bir alet] ile arkadaşına işaret edip korkutan kimseye, melekler lanet eder.) [Müslim] Bir kimse, arkadaşı uyuklarken, onun ok kabından bir ok aldığı sırada, arkadaşı korkarak uyandı. Bunu gören Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Müslümanı [herhangi bir şekilde] korkutmak helal değildir.) [Taberani] Yine bir kimse, arkadaşının ayakkabılarını gizlice alıp sakladı. Arkadaşı gelince, oradakilere, ayakkabılarını sordu. Onlar görmedikleri için, bilmediklerini söylediler. Ayakkabıyı saklayan kimse, (Ayakkabıların burada ya) dedi. Bunu gören Resulullah efendimiz, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. O kimse şaka yaptığını söyleyince, iki defa daha, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. (Taberani) Yine şaka ile arkadaşını korkutan birisine de Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Müslümanı korkutmak büyük zulümdür.) [Bezzar, Hakim] Bıçakla, silahla işaret ederek veya ne şekilde olursa olsun insanları korkutmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müslümanı korkutmak caiz değildir.) [Ebu Davud] Birisinin unuttuğu eşyasını saklayıp onu arattırmak da korkutmak hükmüne girdiği bildiriliyor. (Envar-ül-kudsiyye) 5. Bir kimse hakkını helal etse, aradan bir müddet geçtikten sonra, ''sana hakkımı helal etmiyorum'' dese ikisi de geçerlidir? Helal ettim demekle o zamana kadar olan haklarını helal etmiş olur. Helal etmiyorum dedikten sonra da, helal ettiği günden itibaren olan haklarını helal etmemiş olur. Eski kararından vazgeçemez. 6. Bir kimse diğerinin malını çalsa, kapısının önüne kuyu kazıp kuyuya düşmesine bir yerinin incinmesine sebep olsa, gıybet ve iftira etse, hakkı alınanın bütün bunlardan haberi olmasa, bu kişi sonra ona gelip, (Senin bana hakkın geçmiş olabilir, bildiğin bilmediğin bütün haklarını bana helal et) dese, hakkı olan da, (Bütün haklarımı helal ettim) dese, hakkı yiyen kul hakkından kurtulur!Yani bu helalleşme geçerlidir. 7. Bize yapılan haksızlıkları affetmeli , kendimizi savunmamalıyız. Çünkü haklı olduğumuzu bu aşamada dile getirmek lüzümsuzdur ve ortamı gerebilir! 8. Hakkını, mümin-kâfir, herkese helal etmek caizdir? Ahirette karşılık olarak çok sevap verilir. 9. Kalben değil de, sözle hakkını helal eden, yine hakkını helal etmiş olur. 10. Bir kimse, hakkını helal etse, sonra vazgeçse, vazgeçtiğini bize bildirmezse, ahirette hak talebinde bulunamaz. 11. Bir kimsenin diğer bir kimsede, mâli, nefsi, ırzi ve mahremi hakkı olsa, hakkı olan bu kişi bu hakları olduğunu bilmeden, diğerine, (sana bütün haklarımı helal ettim) dese, hakkı düşer. Helalleşmiş olurlar. 12. Kişinin ''Hakkını Helal Et'' diyene, ''Estağfurullah'' demesi yetmez. ''Helal olsun'' yahutta ''helal ettim'' demesi gerekir. 13. Sigara içen birine engel olarak içirmeyen kimse, içirmediği kişinin hakkını almış olur! Helalleşmesi lazımdır. 14. Bir kimse diğerinin yükünü kendi isteği ile de taşısa, yükün sahibi ses çıkarmaz ve taşımasına rıza gösterirse, taşıyanın hakkı geçer. 15. Bahçesini korumak maksadı ile de olsa, bahçenin içine giren tavukları zehirleyenin üzerinde, tavuk sahiplerinin hakkı meydana gelir. Bahçeyi korumak ayrı, başkasına ait varlığa zarar vermek ayrı şeylerdir! 16. Uzman olmayan veya mütehassıs olmayan doktorun müdahelesi sonucu sakat kalan hastanın doktorda hakkı oluşur. 17. Zaruret olmadan bir kimseden veya kimselerden bir şey istemek haram olduğu gibi, ücretsiz olarak başkasına iş gördürmek de haramdır. Başkasının çocuğuna iş gördürmek daha büyük günahtır. (Hadika c.2, s.267) İsteyerek iş yapan arkadaşla helalleşilir ise, ücretsiz iş yapması haram olmaz. 18. Haklı dahi olsa, hatta karşısındaki özür dilemese de hakkını helal etmek faziletlidir.Hadis-i şerifte: (Kıyamette bir münadi "Ecri Allah’ın üzerinde olan ayrılsın, Cennete girsin" der. "Bunlar kim?" diye sorulunca, münadi, "İnsanları affedenlerdir" der. Birçok kişi hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya] buyrulmuştur. 19. Bilinen ve bilinmeyen kul haklarını ödemek için, ne yapmak gerekir? Sahipleri biliniyorsa, kul haklarını ödemek gerekir. Yahut helâlleşmeli, ona iyilik ve dua etmelidir. Hak sahibi, ölmüş ise, ona dua ve istiğfar edip, çocuklarına vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları ve vârisleri bilinmiyorsa borç miktarı parayı veya malı, fakirlere sadaka olarak verip sevabını hak sahibine niyet etmelidir. Ayrıca, yaptığımız bütün iyiliklerin sevabını hak sahiplerine hediye etmelidir. Cenab-ı Hak, o kadar merhamet sahibidir ki, biz sevablarımızı hak sahiplerine verdiğimiz için, o sevablardan bizi mahrum bırakmıyor. Aynı sevabı bize de veriyor. Bu bakımdan yaptığımız her iyiliğin sevabını üzerimizde hakkı olanlara, ana babamıza, arkadaşlarımıza, bütün Müslümanlara hediye etmeliyiz. Kendi sevabımızdan da hiç eksilme olmaz. 20. Bir kimse, benim canıma ve malıma zarar verdi. Ben de bu kimsenin canına ve aynı malına, aynı miktar zarar versem, adalet olmaz mı? Zarar vermek adalet olmaz. Cezayı mahkeme tayin eder. Hiç kimsenin kendi hakkını kendi eliyle almaya hakkı yoktur. Hakkım var diyen başkasına saldırır ve anarşi doğar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Dinimizde zarar vermek olmadığı gibi, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.) [İ.Ahmed, Hâkim] 21. Kitaplarda, (Üzerinde kul hakkı olanın veya günah işleyenlerin ibadetleri sahih olsa da, kabul olmaz) deniyor. Kul hakkı olmayan veya günah işlemeyen insan yok gibidir. Birisine sert bakılsa kul hakkı geçer. Kabul olmuyorsa, ne diye ibadet ediyoruz? Haram işleyenin veya kul hakkı olanın ibadeti kabul olmaz demek, o ibadet için bildirilen büyük sevaplara kavuşamaz, yani hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa, hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevapları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içki ile açan, 70 sevab kazanırken, içki içince, 70 günah yüklenir ve sevapsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Başka günahlar da, işlemişse sevapları eksilere iner. Onun için günahlardan ne kadar kaçılırsa, sevabımız o kadar çoğalır. 22. Bir arkadaş, özel şirkette çalışırken, patronun gıybetini yapıp, şirketin para ve bazı malların çalıyormuş. Bir gün yakalanmış. Nasıl affettirmişse kendini affettirmiş, mahkemeye gitmekten kurtulmuş. Ancak bu işin dinen de bir sorumluluğu var mıdır? Gıybet ve hırsızlık suçlarını, hak sahibi helal etse de, haram işlenmiş oluyor. Yani patronun affetmesiyle, günahtan kurtulmuş olunmuyor. Bir kimse, birisinin şarabını çalıp içse, o kişi helal etse de, hırsızlık ettiği ve şarap içtiği için, Allahü tealadan da af dilemesi gerekir. Ceza kanunlarında bile, hırsızı mal sahibi affetse de, hırsızlıktan kamu davası açılıyor, suçu sabit görülürse, hırsız cezalandırılıyor. Demek ki, hırsızlık edeni patron affetse de, tevbe etmemişse hırsızlık yapma günahları affolmaz. Patron görmezse yine çalarım diyorsa günahı devam eder. 23. Allahü teâlâ tevbe edince bütün günahları affediyor mu? Buna kul hakkı da dahil mi? Kul hakkı olmayan günahlarda, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet edilmemiş olur. Şartlarına uygun tevbe edilince, muhakkak affedilir. Kul hakkı olan günahlardaysa, hem Allahü teâlânın emrine isyan vardır, hem de, o kimsenin hakkı geçmiş olur. Tevbe edilirse, Allahü teâlâ yine günahı yani kendi hakkını affeder; fakat kul hakkı için, maddi bir haksa, sahibine geri vermek, diğer haklar içinse, hak sahibiyle helalleşmek gerekir. Kul hakkının önemi büyüktür; ama Allahü teâlâ isterse, kul haklarını da affedebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Denizde şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace] Peki, karada ölen şehitlerin veya salihlerin kul haklarını affetmez mi? Elbette affedebilir. Allahü teâlâ, hak sahibine, (Bu şehitte, bu gazide, bu salih kimsede, ne kadar alacağın var?) diye sorar. Alacak sahibinin, o alacak kadar günahını affeder, günahı yoksa o kadar sevab verebilir; ama bu dereceye yükselmek de zordur. Onun için, kul hakkıyla ölmemeye gayret etmelidir! Buna ilaveten Cenabi Allah Nisa Süresinde, "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur." (Nisa, 4/48) buyurmaktadır. Allah Teâlâ dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı bu ayette açık bir şekilde görülmektedir. Bağışlamayı dilemediği kullarına ise işledikleri günahlar kadar azab edecektir. 24. █████ GIYBET HAKKI █████ Gıybet helalleşmesi kul hakkından da zor helalleşme olacaktır? Çünkü insanın haysiyeti, şerefi malından üstündür. Bir kimse, malını almak suretiyle hakkını aldığı kimsenin kendisine veya mirasçısına aldığı malı verir, kurtulur. Ama aleyhinde konuşmak suretiyle itibarını düşürdüğü kimsenin haysiyetini, şerefini parayla satın alıp geri getiremez. Eğer bu hak sahibi ölmüşse, onun hesaplaşması şerefine gölge düşürdüğü kimseyle mahşerde yüz yüze gelmekle olur. Bu sebeple gıybet hakkı çok çetin bir haktır. 25. Vaktiyle şöyle bir deney yapılmış. Kanun hükümlerine karşı çıkan insanları toplayıp bir adaya götürmüşler. Demişler ki, "polis vs. hiçbir şey yok; nasıl istiyorsanız öyle yaşayın" Bu serseri insanlar bildikleri gibi yaşamışlar. Vurmuşlar, kırmışlar, öldürmüşler. Bir müddet sonra bakmışlar ki bunun sonu yok. Toplanmışlar, "Hiçbirimiz bu halden memnun değiliz. Öyleyse aramızdan bir başkan seçelim, bir meclis kuralım. Zaptiyemiz olsun, kanunlarımız, cezalarımız olsun." diye karar vermişler. Onları adaya gönderenler çok şaşırmışlar, "Hani siz bunları istemiyordunuz?" diye sormuşlar. Adamlar da demiş ki, "Yine istemiyoruz amma, böyle de yaşanmaz ki!" █████ KUL HAKKI İÇİN İSKAT? █████ █████ KUL HAKKI İÇİN NAMAZ █████ Bazı kimseler ''Kul Hakkı için namaz kılmaya iskat etmeye gerek yoktur derler. Bunun için önce iskat konusunu en yetkili yerden naklediyorum. (Nûr ül-izâh) da ve (Tahtavi) hâşiyesinde ve (Halebî) ile (Dürr-ül-muhtâr) da, namazların kazâsı sonunda, (Mültekâ) da ve (Dürr-ül-müntekâ) da ve (Vikâye) de, (Dürer) de ve (Cevhere) de ve başka kıymetli kitâblarda, orucun sonunda, vasıyyet eden meyyit için iskât ve devir yapmak lâzım olduğu yazılıdır. Meselâ, (Tahtavî) hâşiyesinde diyor ki, (Tutulmamış orucların fidye vererek iskât edilmesi için nass vardır. Namaz orucdan dahâ mühim olduğundan, şer'î bir özür ile kılınamamış ve kazâ etmek istediği halde, ölüm hastalığına yakalanmış bir kimsenin, kazâ edemediği namazları için de, orucda yapıldığı gibi iskât yapılması için, bütün âlimlerin sözbirliği vardır. Namazın iskâtı olmaz diyen kimse câhildir. Çünki, mezheblerin sözbirliğine karşı gelmektedir. Hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, başkası yerine oruc tutamaz ve namaz kılamaz. Fakat, onun orucu ve namazı için fakîri doyurur) buyuruldu.) Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini anlıyamıyan ve mezheb imâmlarımızı da, kendileri gibi hayâl ile konuşuyor sanan ba'zı kimselerin, (İslâmiyyetde iskât ve devr yoktur. İskât, hıristiyanların günâh çıkarmasına benziyor) gibi şeyler söylediklerini işitiyoruz. Bu gibi sözleri, kendilerini tehlikeli duruma düşürmektedir. Çünkü Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Ümmetim, dalâlet üzerinde birleşmez) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, müctehidlerin sözbirliği ile bildirdikleri şeylerin elbette doğru olduklarını gösteriyor. Bunlara inanmıyan, bu hadîs-i şerîfe inanmamış olur. İbni Âbidîn, vitir namazını anlatırken, (Dinde zarûrî olan, ya'nî câhillerin de bildikleri icmâ' bilgilerine inanmıyan kimse, kâfir olur) buyuruyor. (İcmâ') , âlimlerin sözbirliği demektir. İskât, günâh çıkartmağa nasıl benzetilebilir? Papazlar, günâh çıkartıyoruz diyerek insanları soyuyorlar. Halbuki, İslâmiyyette din adamları iskât yapamaz. İskâtı yalnız, ölünün velîsi yapabilir ve para din adamlarına değil, fakirlere verilir. Bugün, hemen her yerde, iskât ve devir işleri islâmiyyete uygun yapılmamaktadır. İslâmiyyetde iskât yoktur diyenler, böyle söylemeyip de, bugün yapılmakta olan iskât ve devirler İslâmiyyete uygun değildir, deselerdi, çok iyi olurdu. Biz de kendilerini desteklerdik. Böyle söylemeleri ile, hem korkunç bir tehlikeye düşmekten kurtulurlardı, hem de İslâmiyyete hizmet etmiş olurlardı. İskât ve devirlerin, dînimize uygun olarak nasıl yapılacağı aşağıda bildirilecektir. İbni Âbidîn, kazâ namazlarının sonunda buyuruyor ki: Fâite namazları olan [ya'nî özür ile kaçırıp, kazâya kalmış namazları bulunan] bir kimse, bunları îmâ ile de kılmağa gücü yeter iken kılmamış ise, öleceği zaman, keffâretinin iskât edilmesi için vasıyyet etmesi vâcibdir. Kazâya gücü yetmemiş ise, vasıyyet etmesi lâzım olmaz. Ramazan-ı şerîfte oruc yiyen müsâfir ve hasta da kazâ edecek zaman bulamadan ölürse, vasıyyet etmeleri lâzım gelmez. Allahü teâlâ, bunların özürlerini kabûl eder. Hastanın keffâretlerinin iskâtı, öldükten sonra velîsi tarafından yapılır. Ölmeden önce yapılmaz. Diri insanın, kendi için iskât yapdırması câiz değildir. (Cilâ-ül kulûb) da diyor ki, (Üzerinde Allahü teâlânın hakkı veyâ kul hakkı bulunan kimsenin, iki şâhid yanında vasıyyet söylemesi veya yazmış olduğunu bunlara okuması vâcibdir. Üzerinde hak bulunmayanın vasıyyet etmesi müstehabdır). Keffâret iskâtı için vasıyyet eden meyyitin velisi, ya'nî mirâsını yerlerine sarf için vasıyyet ettiği veya vârisi olan kimse, mîrasın üçde birinden, herbir vakit namaz için ve vitr namazı için ve kazâ edilmesi lâzım olan bir günlük oruc için, bir fıtra mikdarı ya'nî yarım sâ' [Beşyüzyirmi dirhem veya binyediyüzelli gram] buğdayı fakirlere [veya fakirlere vekillerine] fidye verir. Keffâret iskâtı için vasiyyet etmedi ise, velinin keffâret iskâtı yapması Hanefîde lâzım olmaz. Şâfi'î mezhebinde, vasıyyet etmedi ise de, velinin iskât yapması lâzımdır. Kul hakkını, vasıyyet olmazsa da, meyyitin bıraktığı maldan velinin ödemesi, Hanefî mezhebinde de lâzımdır. Hattâ alacaklılar, mirâsı ele geçirince, mahkemesiz alabilirler. Kazâya kalan orucların fidyesini, ya'nî mal ile ödenmesini vasıyyet etdi ise, bunu yerine getirmek vâcibdir. Çünki, islâmiyyet emir etmektedir. Vasıyyet etmedi ise, namaz fidyesini vermek vâcib değil, câiz olur. Bu son ikisi kabûl olmaz ise, hiç olmazsa sadaka sevâbı hâsıl olup, günâhlarını temizlemeğe yardım eder. İmâm-ı Muhammed böyle buyurmuşdur. (Mecma-ul-enhür) de diyor ki, (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman [olup kılmağa ve kazâ etmeğe başlamış] olanın, kazâ edemediği namâzlarının iskâtının yapılması için vasıyyet etmesi câiz olmaz denildi ise de, câiz olduğu (Müstasfâ) da yazılıdır).
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
Abı_hayat (24-10-2010)
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████ KUL HAKKINA DAİR BİRKAÇ ÖNEMLİ MADDE █████
█████ KUL HAKKINA DAİR BİRKAÇ ÖNEMLİ MADDE █████ 1.Kâfir hakkını ödemek, müslüman hakkını ödemek gibidir. 2. Kitapsız kâfirlerin de hakkı geçer. 3. Herhangi bir şekilde bir kafirin hakkını üzerinde tutan kimse, onunla helalleşmeli, bulma imkanı yoksa, mirasçılarını da bulamazsa, müslüman bir fakire o kadar sadaka vermelidir. Bulabilirse parasını vermesi gerekir veya vermeden de helalleşmek mümkün olduğundan, hediye ettim, senin olsun gibi bir söz söyletmesi gerekir. 4. Şaka olarak, bir arkadaşı herhangi bir şekilde korkutmak veya bir eşyasını alıp saklayarak, arattırmak da günahtır. Her ne şekilde olursa olsun, bir kimseyi veya arkadaşını üzmek, korkutmak caiz değildir, günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Arkadaşınızın bir şeyini ciddi olarak da, şaka olarak da almayın!) [Tirmizi] (Bir kimse, bir mümini korkutursa, Allahü teâlâ da, uzunluğu bin yıl olan günde, onun korkusunu artırır.) [Deylemi] (Bir Müslümanı korkutan, kıyamet korkularından emin olmaz.) [Beyheki] (Korkutucu şeyler söylemeyin!) [Deylemi] (Allah’a ve ahirete inanan kimse, bir Müslümanı korkutmasın.) [Taberani] (Bir Müslümana, haksız olarak, korkutucu bir gözle bakan kimseyi, Allahü teâlâ da kıyamette korkutur.) [Taberani] (Müjdeleyici olunuz, korkutucu olmayınız, kolaylık gösteriniz, güçlük göstermeyiniz!) [Ebu Davud] (Bir demir [veya yaralayıcı, öldürücü bir alet] ile arkadaşına işaret edip korkutan kimseye, melekler lanet eder.) [Müslim] Bir kimse, arkadaşı uyuklarken, onun ok kabından bir ok aldığı sırada, arkadaşı korkarak uyandı. Bunu gören Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Müslümanı [herhangi bir şekilde] korkutmak helal değildir.) [Taberani] Yine bir kimse, arkadaşının ayakkabılarını gizlice alıp sakladı. Arkadaşı gelince, oradakilere, ayakkabılarını sordu. Onlar görmedikleri için, bilmediklerini söylediler. Ayakkabıyı saklayan kimse, (Ayakkabıların burada ya) dedi. Bunu gören Resulullah efendimiz, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. O kimse şaka yaptığını söyleyince, iki defa daha, (Nasıl olur da mümini korkutursun) buyurdu. (Taberani) Yine şaka ile arkadaşını korkutan birisine de Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Müslümanı korkutmak büyük zulümdür.) [Bezzar, Hakim] Bıçakla, silahla işaret ederek veya ne şekilde olursa olsun insanları korkutmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Müslümanı korkutmak caiz değildir.) [Ebu Davud] Birisinin unuttuğu eşyasını saklayıp onu arattırmak da korkutmak hükmüne girdiği bildiriliyor. (Envar-ül-kudsiyye) 5. Bir kimse hakkını helal etse, aradan bir müddet geçtikten sonra, ''sana hakkımı helal etmiyorum'' dese ikisi de geçerlidir? Helal ettim demekle o zamana kadar olan haklarını helal etmiş olur. Helal etmiyorum dedikten sonra da, helal ettiği günden itibaren olan haklarını helal etmemiş olur. Eski kararından vazgeçemez. 6. Bir kimse diğerinin malını çalsa, kapısının önüne kuyu kazıp kuyuya düşmesine bir yerinin incinmesine sebep olsa, gıybet ve iftira etse, hakkı alınanın bütün bunlardan haberi olmasa, bu kişi sonra ona gelip, (Senin bana hakkın geçmiş olabilir, bildiğin bilmediğin bütün haklarını bana helal et) dese, hakkı olan da, (Bütün haklarımı helal ettim) dese, hakkı yiyen kul hakkından kurtulur!Yani bu helalleşme geçerlidir. 7. Bize yapılan haksızlıkları affetmeli , kendimizi savunmamalıyız. Çünkü haklı olduğumuzu bu aşamada dile getirmek lüzümsuzdur ve ortamı gerebilir! 8. Hakkını, mümin-kâfir, herkese helal etmek caizdir? Ahirette karşılık olarak çok sevap verilir. 9. Kalben değil de, sözle hakkını helal eden, yine hakkını helal etmiş olur. 10. Bir kimse, hakkını helal etse, sonra vazgeçse, vazgeçtiğini bize bildirmezse, ahirette hak talebinde bulunamaz. 11. Bir kimsenin diğer bir kimsede, mâli, nefsi, ırzi ve mahremi hakkı olsa, hakkı olan bu kişi bu hakları olduğunu bilmeden, diğerine, (sana bütün haklarımı helal ettim) dese, hakkı düşer. Helalleşmiş olurlar. 12. Kişinin ''Hakkını Helal Et'' diyene, ''Estağfurullah'' demesi yetmez. ''Helal olsun'' yahutta ''helal ettim'' demesi gerekir. 13. Sigara içen birine engel olarak içirmeyen kimse, içirmediği kişinin hakkını almış olur! Helalleşmesi lazımdır. 14. Bir kimse diğerinin yükünü kendi isteği ile de taşısa, yükün sahibi ses çıkarmaz ve taşımasına rıza gösterirse, taşıyanın hakkı geçer. 15. Bahçesini korumak maksadı ile de olsa, bahçenin içine giren tavukları zehirleyenin üzerinde, tavuk sahiplerinin hakkı meydana gelir. Bahçeyi korumak ayrı, başkasına ait varlığa zarar vermek ayrı şeylerdir! 16. Uzman olmayan veya mütehassıs olmayan doktorun müdahelesi sonucu sakat kalan hastanın doktorda hakkı oluşur. 17. Zaruret olmadan bir kimseden veya kimselerden bir şey istemek haram olduğu gibi, ücretsiz olarak başkasına iş gördürmek de haramdır. Başkasının çocuğuna iş gördürmek daha büyük günahtır. (Hadika c.2, s.267) İsteyerek iş yapan arkadaşla helalleşilir ise, ücretsiz iş yapması haram olmaz. 18. Haklı dahi olsa, hatta karşısındaki özür dilemese de hakkını helal etmek faziletlidir.Hadis-i şerifte: (Kıyamette bir münadi "Ecri Allah’ın üzerinde olan ayrılsın, Cennete girsin" der. "Bunlar kim?" diye sorulunca, münadi, "İnsanları affedenlerdir" der. Birçok kişi hesaba çekilmeden Cennete girer.) [İ. Ebiddünya] buyrulmuştur. 19. Bilinen ve bilinmeyen kul haklarını ödemek için, ne yapmak gerekir? Sahipleri biliniyorsa, kul haklarını ödemek gerekir. Yahut helâlleşmeli, ona iyilik ve dua etmelidir. Hak sahibi, ölmüş ise, ona dua ve istiğfar edip, çocuklarına vârislerine verip ödemeli, bunlara iyilik yapmalıdır. Çocukları ve vârisleri bilinmiyorsa borç miktarı parayı veya malı, fakirlere sadaka olarak verip sevabını hak sahibine niyet etmelidir. Ayrıca, yaptığımız bütün iyiliklerin sevabını hak sahiplerine hediye etmelidir. Cenab-ı Hak, o kadar merhamet sahibidir ki, biz sevablarımızı hak sahiplerine verdiğimiz için, o sevablardan bizi mahrum bırakmıyor. Aynı sevabı bize de veriyor. Bu bakımdan yaptığımız her iyiliğin sevabını üzerimizde hakkı olanlara, ana babamıza, arkadaşlarımıza, bütün Müslümanlara hediye etmeliyiz. Kendi sevabımızdan da hiç eksilme olmaz. 20. Bir kimse, benim canıma ve malıma zarar verdi. Ben de bu kimsenin canına ve aynı malına, aynı miktar zarar versem, adalet olmaz mı? Zarar vermek adalet olmaz. Cezayı mahkeme tayin eder. Hiç kimsenin kendi hakkını kendi eliyle almaya hakkı yoktur. Hakkım var diyen başkasına saldırır ve anarşi doğar. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Dinimizde zarar vermek olmadığı gibi, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.) [İ.Ahmed, Hâkim] 21. Kitaplarda, (Üzerinde kul hakkı olanın veya günah işleyenlerin ibadetleri sahih olsa da, kabul olmaz) deniyor. Kul hakkı olmayan veya günah işlemeyen insan yok gibidir. Birisine sert bakılsa kul hakkı geçer. Kabul olmuyorsa, ne diye ibadet ediyoruz? Haram işleyenin veya kul hakkı olanın ibadeti kabul olmaz demek, o ibadet için bildirilen büyük sevaplara kavuşamaz, yani hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa, hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevapları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içki ile açan, 70 sevab kazanırken, içki içince, 70 günah yüklenir ve sevapsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Başka günahlar da, işlemişse sevapları eksilere iner. Onun için günahlardan ne kadar kaçılırsa, sevabımız o kadar çoğalır. 22. Bir arkadaş, özel şirkette çalışırken, patronun gıybetini yapıp, şirketin para ve bazı malların çalıyormuş. Bir gün yakalanmış. Nasıl affettirmişse kendini affettirmiş, mahkemeye gitmekten kurtulmuş. Ancak bu işin dinen de bir sorumluluğu var mıdır? Gıybet ve hırsızlık suçlarını, hak sahibi helal etse de, haram işlenmiş oluyor. Yani patronun affetmesiyle, günahtan kurtulmuş olunmuyor. Bir kimse, birisinin şarabını çalıp içse, o kişi helal etse de, hırsızlık ettiği ve şarap içtiği için, Allahü tealadan da af dilemesi gerekir. Ceza kanunlarında bile, hırsızı mal sahibi affetse de, hırsızlıktan kamu davası açılıyor, suçu sabit görülürse, hırsız cezalandırılıyor. Demek ki, hırsızlık edeni patron affetse de, tevbe etmemişse hırsızlık yapma günahları affolmaz. Patron görmezse yine çalarım diyorsa günahı devam eder. 23. Allahü teâlâ tevbe edince bütün günahları affediyor mu? Buna kul hakkı da dahil mi? Kul hakkı olmayan günahlarda, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına riayet edilmemiş olur. Şartlarına uygun tevbe edilince, muhakkak affedilir. Kul hakkı olan günahlardaysa, hem Allahü teâlânın emrine isyan vardır, hem de, o kimsenin hakkı geçmiş olur. Tevbe edilirse, Allahü teâlâ yine günahı yani kendi hakkını affeder; fakat kul hakkı için, maddi bir haksa, sahibine geri vermek, diğer haklar içinse, hak sahibiyle helalleşmek gerekir. Kul hakkının önemi büyüktür; ama Allahü teâlâ isterse, kul haklarını da affedebilir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Denizde şehid olanların, bütün günahları, hatta kul hakları da affolur.) [İbni Mace] Peki, karada ölen şehitlerin veya salihlerin kul haklarını affetmez mi? Elbette affedebilir. Allahü teâlâ, hak sahibine, (Bu şehitte, bu gazide, bu salih kimsede, ne kadar alacağın var?) diye sorar. Alacak sahibinin, o alacak kadar günahını affeder, günahı yoksa o kadar sevab verebilir; ama bu dereceye yükselmek de zordur. Onun için, kul hakkıyla ölmemeye gayret etmelidir! Buna ilaveten Cenabi Allah Nisa Süresinde, "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur." (Nisa, 4/48) buyurmaktadır. Allah Teâlâ dilediği kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağı bu ayette açık bir şekilde görülmektedir. Bağışlamayı dilemediği kullarına ise işledikleri günahlar kadar azab edecektir. 24. █████ GIYBET HAKKI █████ Gıybet helalleşmesi kul hakkından da zor helalleşme olacaktır? Çünkü insanın haysiyeti, şerefi malından üstündür. Bir kimse, malını almak suretiyle hakkını aldığı kimsenin kendisine veya mirasçısına aldığı malı verir, kurtulur. Ama aleyhinde konuşmak suretiyle itibarını düşürdüğü kimsenin haysiyetini, şerefini parayla satın alıp geri getiremez. Eğer bu hak sahibi ölmüşse, onun hesaplaşması şerefine gölge düşürdüğü kimseyle mahşerde yüz yüze gelmekle olur. Bu sebeple gıybet hakkı çok çetin bir haktır. 25. Vaktiyle şöyle bir deney yapılmış. Kanun hükümlerine karşı çıkan insanları toplayıp bir adaya götürmüşler. Demişler ki, "polis vs. hiçbir şey yok; nasıl istiyorsanız öyle yaşayın" Bu serseri insanlar bildikleri gibi yaşamışlar. Vurmuşlar, kırmışlar, öldürmüşler. Bir müddet sonra bakmışlar ki bunun sonu yok. Toplanmışlar, "Hiçbirimiz bu halden memnun değiliz. Öyleyse aramızdan bir başkan seçelim, bir meclis kuralım. Zaptiyemiz olsun, kanunlarımız, cezalarımız olsun." diye karar vermişler. Onları adaya gönderenler çok şaşırmışlar, "Hani siz bunları istemiyordunuz?" diye sormuşlar. Adamlar da demiş ki, "Yine istemiyoruz amma, böyle de yaşanmaz ki!" █████ KUL HAKKI İÇİN İSKAT? █████ █████ KUL HAKKI İÇİN NAMAZ █████ Bazı kimseler ''Kul Hakkı için namaz kılmaya iskat etmeye gerek yoktur derler. Bunun için önce iskat konusunu en yetkili yerden naklediyorum. (Nûr ül-izâh) da ve (Tahtavi) hâşiyesinde ve (Halebî) ile (Dürr-ül-muhtâr) da, namazların kazâsı sonunda, (Mültekâ) da ve (Dürr-ül-müntekâ) da ve (Vikâye) de, (Dürer) de ve (Cevhere) de ve başka kıymetli kitâblarda, orucun sonunda, vasıyyet eden meyyit için iskât ve devir yapmak lâzım olduğu yazılıdır. Meselâ, (Tahtavî) hâşiyesinde diyor ki, (Tutulmamış orucların fidye vererek iskât edilmesi için nass vardır. Namaz orucdan dahâ mühim olduğundan, şer'î bir özür ile kılınamamış ve kazâ etmek istediği halde, ölüm hastalığına yakalanmış bir kimsenin, kazâ edemediği namazları için de, orucda yapıldığı gibi iskât yapılması için, bütün âlimlerin sözbirliği vardır. Namazın iskâtı olmaz diyen kimse câhildir. Çünki, mezheblerin sözbirliğine karşı gelmektedir. Hadîs-i şerîfde, (Bir kimse, başkası yerine oruc tutamaz ve namaz kılamaz. Fakat, onun orucu ve namazı için fakîri doyurur) buyuruldu.) Ehl-i sünnet âlimlerinin üstünlüklerini anlıyamıyan ve mezheb imâmlarımızı da, kendileri gibi hayâl ile konuşuyor sanan ba'zı kimselerin, (İslâmiyyetde iskât ve devr yoktur. İskât, hıristiyanların günâh çıkarmasına benziyor) gibi şeyler söylediklerini işitiyoruz. Bu gibi sözleri, kendilerini tehlikeli duruma düşürmektedir. Çünkü Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Ümmetim, dalâlet üzerinde birleşmez) buyurdu. Bu hadîs-i şerîf, müctehidlerin sözbirliği ile bildirdikleri şeylerin elbette doğru olduklarını gösteriyor. Bunlara inanmıyan, bu hadîs-i şerîfe inanmamış olur. İbni Âbidîn, vitir namazını anlatırken, (Dinde zarûrî olan, ya'nî câhillerin de bildikleri icmâ' bilgilerine inanmıyan kimse, kâfir olur) buyuruyor. (İcmâ') , âlimlerin sözbirliği demektir. İskât, günâh çıkartmağa nasıl benzetilebilir? Papazlar, günâh çıkartıyoruz diyerek insanları soyuyorlar. Halbuki, İslâmiyyette din adamları iskât yapamaz. İskâtı yalnız, ölünün velîsi yapabilir ve para din adamlarına değil, fakirlere verilir. Bugün, hemen her yerde, iskât ve devir işleri islâmiyyete uygun yapılmamaktadır. İslâmiyyetde iskât yoktur diyenler, böyle söylemeyip de, bugün yapılmakta olan iskât ve devirler İslâmiyyete uygun değildir, deselerdi, çok iyi olurdu. Biz de kendilerini desteklerdik. Böyle söylemeleri ile, hem korkunç bir tehlikeye düşmekten kurtulurlardı, hem de İslâmiyyete hizmet etmiş olurlardı. İskât ve devirlerin, dînimize uygun olarak nasıl yapılacağı aşağıda bildirilecektir. İbni Âbidîn, kazâ namazlarının sonunda buyuruyor ki: Fâite namazları olan [ya'nî özür ile kaçırıp, kazâya kalmış namazları bulunan] bir kimse, bunları îmâ ile de kılmağa gücü yeter iken kılmamış ise, öleceği zaman, keffâretinin iskât edilmesi için vasıyyet etmesi vâcibdir. Kazâya gücü yetmemiş ise, vasıyyet etmesi lâzım olmaz. Ramazan-ı şerîfte oruc yiyen müsâfir ve hasta da kazâ edecek zaman bulamadan ölürse, vasıyyet etmeleri lâzım gelmez. Allahü teâlâ, bunların özürlerini kabûl eder. Hastanın keffâretlerinin iskâtı, öldükten sonra velîsi tarafından yapılır. Ölmeden önce yapılmaz. Diri insanın, kendi için iskât yapdırması câiz değildir. (Cilâ-ül kulûb) da diyor ki, (Üzerinde Allahü teâlânın hakkı veyâ kul hakkı bulunan kimsenin, iki şâhid yanında vasıyyet söylemesi veya yazmış olduğunu bunlara okuması vâcibdir. Üzerinde hak bulunmayanın vasıyyet etmesi müstehabdır). Keffâret iskâtı için vasıyyet eden meyyitin velisi, ya'nî mirâsını yerlerine sarf için vasıyyet ettiği veya vârisi olan kimse, mîrasın üçde birinden, herbir vakit namaz için ve vitr namazı için ve kazâ edilmesi lâzım olan bir günlük oruc için, bir fıtra mikdarı ya'nî yarım sâ' [Beşyüzyirmi dirhem veya binyediyüzelli gram] buğdayı fakirlere [veya fakirlere vekillerine] fidye verir. Keffâret iskâtı için vasiyyet etmedi ise, velinin keffâret iskâtı yapması Hanefîde lâzım olmaz. Şâfi'î mezhebinde, vasıyyet etmedi ise de, velinin iskât yapması lâzımdır. Kul hakkını, vasıyyet olmazsa da, meyyitin bıraktığı maldan velinin ödemesi, Hanefî mezhebinde de lâzımdır. Hattâ alacaklılar, mirâsı ele geçirince, mahkemesiz alabilirler. Kazâya kalan orucların fidyesini, ya'nî mal ile ödenmesini vasıyyet etdi ise, bunu yerine getirmek vâcibdir. Çünki, islâmiyyet emir etmektedir. Vasıyyet etmedi ise, namaz fidyesini vermek vâcib değil, câiz olur. Bu son ikisi kabûl olmaz ise, hiç olmazsa sadaka sevâbı hâsıl olup, günâhlarını temizlemeğe yardım eder. İmâm-ı Muhammed böyle buyurmuşdur. (Mecma-ul-enhür) de diyor ki, (Nefsine ve şeytana uyarak namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman [olup kılmağa ve kazâ etmeğe başlamış] olanın, kazâ edemediği namâzlarının iskâtının yapılması için vasıyyet etmesi câiz olmaz denildi ise de, câiz olduğu (Müstasfâ) da yazılıdır).
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
Abı_hayat (24-10-2010)
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████ KUL HAKKI İÇİN İSKAT? █████
Öncelikle helalleşmek isteyen hayatta ise kendisi kullara olan borcunu ödemelidir! Gücü yetmezse ve ödenmesi imkansız bir hak ise helal etmelerini istemelidir! Hakkı alınan öldüyse varislerine ödenmelidir. Varisleri de yok ise, gücü yetttiği ölçüde, insanlığın ve müslümanların hizmetine sunulan işler yapıp (amme hizmeti- Cami- Okul- Çeşme Yaptırma) bunu hakkını aldığı kişiye bağışlamalıdr. (Cilâ-ül-kulûb) da diyor ki: (Kul hakları, ödenecek borçlar, emânet, gasb, sirkat, ücret ve bey' sebebi ile verecekler ve döğmek, yaralamak, haksız olarak kullanmak gibi beden hakları ve söğmek, alay, gıybet, iftira gibi kalb haklarıdır). İmâm-ı Birgivî'nin (Vasıyyetnâme) kitâbında ve bunun Kâdizâde Ahmed efendi şerhinde diyor ki, fakirlerin nisâba mâlik olmaması şartdır. Meyyitin akrabâsından olsa, câizdir. Fakire verirken, (Falancanın şu kadar namazının iskâtı için, şunu sana verdim) demesi lâzımdır. Fakir de, (Kabûl etdim) demelidir ve altınları alınca, kendinin olduğunu bilmesi lâzımdır. Bilmezse önceden öğretmelidir. Bu fakir de lutf edip kendi isteği ile (Falancanın namazının iskâtı için, bedel olarak şunu sana verdim) diyerek, başka fakire verir. O fakir de, eline alıp, (Kabûl etdim) demelidir. Alınca kendi mülkü olduğunu bilmelidir. Emânet hediyye gibi alırsa, devir kabûl olmaz. Bu ikinci fakir de, (Aldım, kabûl etdim) dedikten sonra, (ol vech ile sana verdim) diyerek üçüncü fakire verir. Böylece namaz, oruc, zekât, kurban, sadaka-i fıtr, adak ve kul hakları, hayvan hakları için devir yapmalıdır. Fâsid ve bâtıl alış-veriş de, kul hakları içindedir. Büyük ilahiyatçılardan Mevlüt Özcan, DİN GÖREVLİSİNİN EL KİTABI eserinde, İSKAT VE DEVİR konusunu anlatırken 695. sayfasında kul haklarına iskat konusunda örnekleyerek nasıl konuşulacağını, kul hakları için ayrıca tek olarak iskat yapılacağını açıkça belirtmektedir. Orada isimlendirdiği örnek kişi olarak ölmüş farzedilen Bekir oğlu Ali için aynıyla şu cümleyi kullanmaktadır! - Bekir oğlu Ali'nin kul hakları ile ilgili keffareti olan şu meblağı meyyitin varislerinin vekili olarak sana verdim ( iskat ve devre oturan uygun fakire hitap ediyor) kabul ettin mi? - Kabültü ve hebtü diyerek 10 defa tekrar edilir. Aynı Eser Sayfa 695 3. Paragraf... M. Emin Geredevî, Hediyyetü`l-Kabır, eserinin 29 sayfasında: ''İnsanın üzerinde iki türlü hak bulunur: Allah hakkı, kul hakkı. Namaz, oruç, hacc, zekat, adak ve keffâretler Allah hakkıdır. Kul hakkı ise; insanlara olan mâlî borçlar, çalman, gasbedilen mallardır. Üzerinde Allah ve kul hakkı bulunan kimseye, bunların ödenmesini vasiyet etmek vaciptir. Vasiyeti terk ederse günahkâr olur ve azaba müstehak olur'' (M. Emin Geredevî, Hediyyetü`l-Kabır, s. 29) demektedir. Kul hakkının ödenmesini vasiyyet etmek, sadece bizzat o kişiyi bulup karşılık ödemek demek olmayıp, şayet hakkı olan öldüyse varislerine müraacat etmek, onlara ödeyerek veya helal ettirerek, bu da olmazsa amme hizmeti dahil diğer bütün helalleşme yollarını yürümek demektir. Bu iş ihmale gelmez. Bu hak çetin bir haktır. Helalleşmeye niyet eden kimse tutunabileceği en küçük bir kapı dahi varsa, o kapıya müracat etmekte ihmal etmemelidir! KUL HAKKI İÇİN İSKAT, konusunu burada dile getirmemimin asıl gayesi şudur. Tevbe etmiş bir kimse kendisi veya tevbe etmiş ancak gereğini yerine getiremeden vefat etmiş kimsenin bir yakını için çok mühim ve ihmal etmemesi gerekenler içinde iskat konusu da mevcuttur! Çünkü çoğu zaman bir insan bütün bir ömrünü tam berrak olarak hatırlayamaz. Tek tek kimlere ne kadar ne şekilde zarar verdi bunları hem tam olarak bilemez hem de hepsini telefi edemeyebilir. İşte bu noktada diğer bir rahmet kapısı olarak, adına iskat denilen fakirlere fidye verme işleminden merhamet umulur. Üstte de belirtildiği gibi bunda icma vardır. Alimlerimiz yanlış yolda birleşmeyecekleridir. Bu konuda da Hadisi Şerif mevcuttur. █████ .....KUL HAKKI İÇİN NAMAZ....... █████ █████ .....KUL HAKKI İÇİN NAMAZ....... █████ █████ .....KUL HAKKI İÇİN NAMAZ....... █████ Öncelikle bu konunun, tartışmalı olan tarafı, böyle bir namazın var olup olmayışı üzerindedir. Çünkü bu namaza ilişkin Ne Kur'anı Kerim'de ne de Peygamberimizin (S.A.V) hadislerinde bir bilgi yoktur!. İşte birçok zevatın, ''öyleyse bu namaz da yoktur'' itirazı bu noktadadır. Tek dayanakları budur! Oysa, bu dayanağa göre hareket ettiğimizde yani, işi alimlerin, ictihad ve icma'nın elinden alıp, sadece Kur'an Ve Hadisler çerçevesinde incelediğimizde, bu günkü cuma namazının son 10 rekatlık nafile kısmının bile dayanağı bulunmaz. Cuma namazı, Efendimizin (s.a.v) uygulamasıyla 6 rekattır. Hemen bu noktada belirtelim. Bugünkü 16 rekatlık uygulama doğrudur ve bir yanlışlık da yoktur. Zira bu uygulamanın doğruluğunda da başta İmam-ı Azam olmak üzere bütün alimlerin birleşmesi vardır. Kur'anı Kerim başlı başına bir ''namaz hocası'' kitabı değildir ki, yüzlerce namazdan ayrıntılı olarak bahsetsin! Hal böyle olsaydı o vakit Kainattaki her mevzuu (ayet) kulların anlayacağı şekilde anlatılması icap ederdi ki, o vakit Kur'anı Kerim yüzlerce Tır kamyonlarına sığmayacak bir çokluğa bürünürdü. Kur'anı Kerim'de 18 bin aleme ve bilmediğimiz başka alemlere dair bütün bilgiler mevcuttur. Ancak bu bilgiler, başta Hz Ali (R.A) olmak üzere ''Hakkel Yakin'' kudret ve kuvvetinde alim olanlarca malum olabilecek, idrak edilip anlatılabilecek bilgilerdir. Kur'anı Azimüşan, ehli olanlara sınırsız ve sonsuz bir ilm-i derya iken, ondan, manası, muhtevası, sırları itibarıyle bi-haber olanlara da az bir nasipten başka birşey değildir. Şu halde, bir konu açıldığında hemen ortaya atılıp '' Bu kur'an'da var mı'' sorusuna karşılık '' var ama, sen nasıl göreceksin'' sorusuyla cevaplamak daha uygundur. Çünkü biz veya bizler okuduğumuz fıkıh kurallarını, hala gıpta ederek ve hayranlık içinde o meşhur büyüklerimizden öğreniyoruz. İmam-ı Azam veya İmam-ı Şafi'den bir hüküm söylediğinde (Allah ikisinde de ve cümle alimlerden razı olsun) '' Bu Kur'an'da Var mı '' diye sormak, ''İmam-ı Azam İle İmam-ı Şafi Kur'an bilmez'' veya '' Ben onlardan çok daha fazla ve ilmi olarak Kur'an'a vakıfım, onlar yanıldı'' demek değil midir? Dahası, BİR İMAM-I AZAM'I BİR İMAM-I ŞAFİİ'Yİ veya diğer İMAMLARI sorgulamak, en azıyla, yani en az miktarıyla onlar seviyesine ulaşmayı gerektirmez mi? Peki günümüz alimlerinin, bu muhteremler hilafına konuşanlarından hangileri,(konuşmayanlar hariç) EHL-İ İLİM ERBABINCA BİLİNEN, alem ve boyutlarda geziyor? Görüyor musunuz bir Rabia olup SECCADESİNİ HAVAYA SERENİ? VEYA NEHRE ATIP SECCADESİNİ EŞYANIN MADDESİNE VE SEBEBİNE MEYDAN OKUYAN HASAN BASRİ'Yİ? VEYA CÜNEYDİ BAĞDADİ'Yİ. O vakit bu muhteşem ve muhteremlerin veya benzerlerinin bize bildirdiklerine itiraz etmek hangi gerekçe ile izah edilecek? Günümüzün alimlerinden veya fetvacılarından çoğu '' yok'' kelimesini (kolayına geldiklerinden midir nedir) ezber etmişlerdir. Onların büyük çoğunluğuna göre nafile ibadetlerin büyük bir kısmı, YOK kutusundadır. Hatta iş o noktaya varırki, Cumhur'un tevatürle bildiği ''tesbih namazı '' bile, '' Yok'' savurmasıyla nice insanı af ve mağfiretten mahrum eder. Başkasının yerine, öldükten sonra namaz kılsak olur mu sorusuna (üstelik de marifet gibi kızıp hiddetlenerek) ''Yok böyle şeyler'' demek artık modalaşmıştır. Tabiri caiz ise ne kadar nafile var ise hemen hemen kaybolmaya doğru yüz tutmuştur! Yusuf Tavaslı Hoca'nın Kitaplarına bakarsanız orada göreceksiniz ki, bugün kimsenin adını anmadığı namazlar mevcuttur. Her güne dair namazlar dahi vardır.Şimdi Yusuf Tavaslı, bu namazları kendisi mi uydurdu. Bir zamanlar, Cuma'dan sonra kılınan 10 rekatlık nafileyi de kaldırma teşebbüsü olmuş, ancak halk buna itibar etmeyince geri dönülmüştür. Halbuki bu uygulama İmam-ı Azam görüşüyle gereklidir. Şayet kılınan Cuma sahih ise, kılınan bu 10 rekatlık namaz nafile olur. Cuma kılındığı yer ve şartlar sebebiyle sahih değilse, günün farzı ve sünnetleri kılınmış olur. Müslümanları dininden soğutmak, veya bazı fırsat gecelerini de onların ellerinden almak için aralıksız çalışan din düşmanlarının diğer bir oyunu da, Mübareke gün ve gece olmadığı, Kandil Gecelerinin bulunmadığı yaygarasıdır. Halbuki, hem Beraat Gecesi hem de Kadir Gecesini anlatan ayetler ve başlıca Kadir Süresi vardır. Ayrıca Evliya-ı Kiram bu geceleri ihya etmiştir. Hatta Salatül Hayr Namazı ilk olarak Mescid-i Aksa içinde muhterem bir Allah dostu aracılığıyla kılınmış ve bu tertip Ehli Sünnet alimlerinin Namaz bahislerinde yerini bulmuş, hemen hepsi Beraat Gecelerinde uygulamışlardır. Günümüzde ''namaz hocası'' dendiğinde hiç tereddütsüz Yusuf Tavaslı Hocanın, çok muhteşem çok bilgili, bu konuda çok alim olduğu bütün müslümanlarca bilinir. Bakıldığında Yusuf Tavaslı hocanın da diğer namazlar da olduğu gibi Salatül Hayr Namazını hem kitabına koyduğu ve hem de önemle tavsiye ettiğini görürüz. Teheccüd, Kuşluk, Evvabin, Tesbih, gibi namazların ömür içinde hiç kılınmamış olmasını da büyük eksiklik olarak görür. Buraya kadar meseleyi genel olarak anlatmak için bunca söz sarfettim. Şimdi kul hakkı için, namaz olur mu olmaz mı? sorusundan önce şu soruyu sormayı ehven görüyorum. Başkasının Yerine Namaz Kılınır mı? Veya Namaz Kılınıp Başkasına Hediye edilir mi?
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
Abı_hayat (24-10-2010)
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████ .........BAŞKASININ YERİNE KAZA NAMAZI .......████
█████.....VEYA NAFİLE NAMAZ HEDİYE OLUR MU......████ Evet olur! Başkasının yerine ( sağ iken olmaz) ölümünün ardından Kaza Namazı Şafii İctihadına göre caiz, Hanefilerce de rahmettir. Şimdi şöyle bir sallanın, uykunuzu giderin diye size, hemen hemen hepinizin bileceği ve bildiği bir büyük mütefekkir'in vasiyetini nakledeceğim. Bu kişi Merhum NECİP FAZIL KISAKÜREK'tir. Bakın ne yapmış? Size vasiyetinin 9. maddesini aynen, kelimesine dokunmadan koyuyorum. ''9-Şimdi sıra en büyük dileğimde...Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum: Her ferdin,herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için "Necip Fazıl'ın kazaborcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit)namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından,onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir.'' Şimdi bu hükmü, şahsımdan duymanız mı size daha doyurucudur Merhum Necip Fazıl'dan mı desem cevabı biliyorum. Tabiki Necip Fazıl diyeceksiniz. İşte bu vasiyetin parçasını özellikle bunun için koydum. Mecmeuladap'ın Miftahucihan’dan nakledilen bölümünde, ''Cenaze defnedildikten sonra sahiplerinin meyyit için yedinci gününe kadar sadaka vermeleri âdaptandır. Fakir olup ta sadaka vermeye kudreti yoksa iki rekat namaz kılmalı her rekatta fatihadan sonra bir ayet-el kürsi ve on tekasür okumalı, selâmdan sonra “Allah’ım bunun sevabını fülan kişinin kabrine vasıl eyle. (ulaştır) der” buyrulmaktadır. [Mecmeuladap - Miftahucihan’dan nakil] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali eserinde, Cenazelerin Kabirlerine Konulması, bahsinde şunları bildirmektedir. '' Bir müslüman kıldığı namazın, tuttuğu orucun, okuduğu Kur'ân'ın, verdiği sadakanın sevabını, ister hayatta olsun ve ister olmasın, bir müslümana veya bütün müslümanlara hediye edebilir; bu caizdir. Bu sevab onlara verilir ve her birinin aynı sevaba kavuşacağı Allah'ın ihsanından beklenir''. Yine Ömer Nasuhi Bilmen, aynı eserinde, Cenazelerin Kabirlerine Konulması konusunun sonlarına doğru şöyle demektedir. '' Ölünün velisi, ölünün gömülmesinden bir gün sonra yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere sadaka vererek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu, bir sünnettir. Buna gücü yetmezse, iki rekat namaz kılarak sevabını ölüye bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiblerinin birinci ve üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri mekruhtur. Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabasının yemek hazırlayarak ölü sahiblerine ikram etmeleri ve yemelerine ısrarda bulunmaları müstehabdır. Çünkü cenaze sahibleri kendileri için yemek hazırlayamayacak bir halde bulunabilirler''. Burada da ölen kimse için arkasından namaz kılınıp sevabının mevtaya hediye edileceği- edilebileceği açıkça belirtilmektedir. Buraya kadar anlaşıldıki, ölen kimselerin arkasından kaza namazı bile kılınır. Cumhur görüşe göre namazın sevabı hediye edilir. İctihad olarak ise Şafii'de caiz Hanefii'de de rahmet olur. İşte bu hüküm uyarınca kendisinde hakkı olduğuna inanan bir kimseye, arkasından ister onun niyetine kaza namazı, veya Allah rızası için bir kaç rekat namaz kılıp sevabını, üzerinde hakkı olan bu ölmüş kimseye hediye etmesi iyi olur. Kul Hakkı İçin Namaz Kılmadan Evvel Şu Şartların Yerine Getirilmesi Lazımdır. 1. Hakkını aldığı kimsenin varislerine başvurmalı helallik istemelidir. Onları razı etmelidir. 2. Helallik istenmesi sırasında fitneye sebep olacak sırlar söylenmemelidir. Örneğin, Ahmet bey öldü. Ahmet bey namına oğlundan veya kızından helallik isteyeceğiz. Peki suç ne? Para veya maddi bir zarar ise tamam. Söylenir konuşulur anlaşılır. Peki ya başka bir hak ise. Mesela, bu kul hakkı helalliği isteyen adam, ahmet beyin karısını öpme suçu işlediyse, yahut ahmet beyin yıllarca toplum içinde nefret edilen bir adam olmasını sağlayacak bir oyun çevirdiyse ve bu oyunun ortaya çıkmasından sonra yeni cinayetler işlenecekse ve bu muhtemel ise ve hatta söylendiğinde olay çıkacağı fitneye sebeb olacağı aşikar ise (genel olarak böyle olur) o zaman böyle ve benzer suçlar açıklanmaz. Hatta açıklanmamalıdır. Sadece helallik istenmelidir. Bu türlü hakları varis olanın affetmesi kabul olur mu? Bunun veya diğer hakların helalliğinin kabulünü Allah bilir. Ancak yol olarak varislerinden helallik istenmesi gereklidir. İmam-ı Gazali İhyasında bu konuda ''üstü kapalı helallik istesin, gizli olan açıklanmamış hakkın iadesi namına, o kişinin hayrı için iyilikler yapsın'' buyuruyor. (4 cild sayfa 66- 69 arası.) 3. Varis olan '' Akdeniz ile Karadeniz'in yerlerini değiştir gel derse'' yani affetmemek için imkansız şey isterse. Bu durumda varisin ikna olup olmayacağına iyi bakılır. Eğer ikna olmayacağı kaanati oluşursa varise müracat sona ermiş olur. Şimdi üzerinde hakkı olan bu kimsenin arkasından gücü yettiğince iyilikler yapar ve sevabını ona bağışlar. En küçükten en büyüğe neye gücü yetiyorsa. En ufak olarak bir yetim saçını okşar sevabını bağışlayabilir. Cami, okul, çeşme, kuyu açma gibi amme hizmetleri yapıp yine bağışlayabilir. Bunların hepsinin başında en önemlisi bu işlediği kul hakkı suçlarından pişman olması, bir daha yapmamaya karar alması ve tevbe ederek bu niyetle yola çıkması lazımdır. Kalben samimi olmalıdır. Böyle olursa zaten Cenabı Allah yardım eder. Hakkı olan kimsenin gerek kendisine gerekse varisine yalvarmalı özür dilemelidir. Bundan sonrası için üstte anlattığımız amme hizmetini yapmalı ve samimi olarak Allahtan yardım dilemelidir. 4. Bütün bunlar yapıldıktan veya (varislerin olmaması, ölmüş olması, elinde hiç malı olmadığından amme hizmeti de yapamamış olması sebebiyle) yapılamamasından sonra en son rahmet kapısı olarak KUL HAKKI NAMAZI DA KILINIR Kul Hakkı Namazının nerelerde geçtiği ve tarifinin içeriğine girmeden evvel bir önemli noktayı daha vurgulamak istiyorum. Üzerinde kul hakkı olan kimse, ta baştan beri bahsettiğimiz ve naklettiğimiz yapması gereken bütün işleri yapmalı ve az çok imkanı varsa Hacca gitmelidir! Hz. Peygamber şöyle buyurur : 1- “Bir kimse, hacceder ve hac esnasında fena söz söylemez ve büyük günahlardan kaçınır, küçük günahları işlemekte ısrar etmezse, o kimse, günahlarından arınarak annesinden doğduğu günkü gibi hacdan döner.” (Riyaz-üs-Salihın:2/1279) 2- “Makbul haccın mükafatı, ancak cennettir.” (R. Salihın:2/1280) 3- “Kurallarına uygun biçimde günahlardan sakınarak, hac yapan kimseler doğduğu günkü gibi günahlardan arınır.” (Buhari, Hac:756) 4- “Hz. Peygambere (s.a.v) e: - Hangi amel daha üstündür? diye soruldu - Allah’ın Rasülü ''İman etmek'' dedi. - Sonra nedir? dediler - Allah yolunda cihattır, dedi. - Sonra nedir? dediler - Kusursuz hactır, Cevabını verdi. (Riyaz üs Salihın:2/521) 5- “Ara vermeden benim mescidimde 40 vakit namaz kılan kimse cehennem azabından beraat yazısı alır.” Az sonra KUL HAKKI NAMAZINI VE TARİFİNİ VERECEĞİZ. █████ ........KUL HAKKIYLA İLGİLİ OLAN .......████ █████.....ÇOK ÖNEMLİ VASİYET KONUSU.....████ Artık hemen hemen unutulmuş olan diğer bir konu ise VASİYET konusudur. Nedendir bilinmez, bu mevzuuya ne hocalarımızın konularında ne de başka dini sohbetlerde yer verilmez oldu. Bu kadar da mı önemli derseniz buyrun siz karar verin! İşte ilgili HADİS-İ ŞERİFLER... (Rüyada Cennet ehli iki kadın gördüm. Biri konuşamıyordu. Konuşan kadın, “Ben vasiyet ettim. Bu vasiyetsiz öldü, kıyamete kadar konuşamaz” dedi.) [Deylemi] (Vasiyetsiz ölmek büyük bir kusur, ahirette ise ateşe girmek ve rezil olmaktır.) [Taberani] (Vasiyet etmesi gerektiği halde, vasiyetsiz iki gece geçirmeye bir Müslümanın hakkı yoktur.) [Buhari] (Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İ.Cerir, Beyheki] (En fazla malın üçte birini vasiyet et! Vârisleri zengin olarak bırakmak, fakir ve muhtaç durumda bırakmaktan daha hayırlıdır.) [Müslim] Fazla hizmet eden veya muhtaç olan çocuğuna, bir şey hediye etmek caizdir. Bir kimse, malının hepsini çocuğunun birine verip diğerlerine vermese, verilen mal, bu çocuğun mülkü olur. Fakat babası, salih çocukları arasında ayrım yaptığı için günaha girer. Salih olana daha çok mal vermek caizdir. Çocukları fasık olanın, miras bırakmayıp, salihlere, hayrata vermesi iyidir. (Bezzâziyye) █████.....BİR VASİYET ÖRNEĞİ.....█████ █████.....BİR VASİYET ÖRNEĞİ.....█████ Bismillâhirrahmânirrahim. Elhamdülillahi Rabbil’âlemin. Essalâtü vesselamü alâ resulinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’in. Ben ölünce, bıraktığım mal ile, dine uygun olarak techiz ve tekfinim yapılsın. Borcum çıkarsa, hepsini ödeyip geriye kalanın 1/3’ü ayrılsın. Bu para ile namaz iskatı, oruç, yemin ve adaklarım için kefaret yapılsın. Dine uygun olarak iskat yapılsın. Bunları aklım ve şuurum yerinde olarak yazdım. Bu vasiyeti yerine getirmeye ........................ vasi tayin ettim. Hakkımı herkese helal ettim. Onlar da bana haklarını helal etsin! [Vasi bu vasiyeti kabul edip, hepsini en iyi şekilde yapmayı üzerine alır. İki şahitle beraber dördü imzalar.]
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 3.086 Teşekkürler: 5.518
1.356 mesajına 2.982 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 7
|
█████.....SONUÇ.....█████
█████.....SONUÇ.....█████ █████.....SONUÇ.....█████ 1. Kul Hakkını önemseyin. 2. Helalleşmeye samimi olarak karar verin. 3. Üzerinizde kimlerin hakkı vardır düşünüp bulmaya çalışın. 4. Bunun için her yolu denemeye kararlı ve hazırlıklı olun. 5. Haklarını aldığınız kişileri bulup helallik isteyin 6. Fitneye veya kavga hatta cinayete sebeb olabilecek suçlarınızı saklayın. Bunlarin üstü kapalı helallik isteyin. Ayrıca bu haklardan doğan vebalin düşmesi için o kişiye dua edin ve onun adına iyilikler yapın. İmam- Gazali İhya eserinin 4. cildi 66- 69 sayfaları içinde kul haklarını anlatırken '' Bu türlü haklar için kişi itiraf etmemeli, üstü kapalı helallik isteyip sonra da onun namına iyiliklerde bulunmalı'' demektedir. 7. Üzerinizde hakkı olan veya olanlar ölmüşse varislerine başvurun ve onlardan helallik isteyin. 8. Helalleşilmesi imkansız haklar için de yine hak sahibi adına iyilikler yapın. Yine İmam-ı Gazali İhya'sında 4. cildinde şöyle buyurmaktadır. '' Kişinin, üzerindeki hakları düşürmesi için gösterdiği gayret ve çaba kıyamette ona rahmet olarak dönecek hatta bu uğraşıları da mizanına konacaktır. Hatta hak sahibi bunca yalvarmaya rağmen hakkını helal etmese bile, bu yalvarmalar ve özür dilemeler de mizana konacaktır. 9. Hak sahiplerinden helallik isterken, verdiğiniz zarar karşılanabilecek türden ise hakkını aynı ölçekte iade edin. 10. Kendisi ölmüş ise varislerine aynı hakkı iade edin. 11. Bu uğurda devamlı samimi olun, dua edin, etraftan hak sahiplerinin yakınlarından aracı olmaları husunda yardım isteyin, her yolu deneyin. Çaba sarfedin. Bu hususta attığınız her adım, söylediğiniz her kelam hele hele döktüğünüz gözyaşı hepsi yazılacaktır. 12. bütün bunlardan sonra ölmüş hak sahibleri için KUL HAKKI NAMAZI da kılın ve sevabını hak sahiplerine duasıyla bağışlayın. █████.....KUL HAKKI NAMAZI.....█████ █████.....KUL HAKKI NAMAZI.....█████ █████.....KUL HAKKI NAMAZI.....█████ UYARI: UYARI: UYARI: Kul hakkı konusunu inceleyip öğrenmeden, sorumluluklarını bilmeden ve yapması gerekenleri yapmayıp, en önemlisi hakkını iade etmesi gerekli olan kişilerin kapısını çalmadan, onlardan helallik dilemeden, KUL HAKKI NAMAZI KILIP iş bitti gibi bir gaflete düşenler için, ALLAH KATINDA SORUMLU DEĞİLİM. Çünkü bu namaz, ölmüş veya ölümü dirimi olduğu bilinemeyen yani kendisinden haber alınamayan hak sahipleri için kılınır ve hasıl olan sevap onlara bağışlanır. Bu yazımı başından sonuna kadar okumadan ve meselenin özünü anlamadan, namaz kıldım bitti düşüncesiyle hareket edenler bilsinlerki: KIYAMETTE ALTINDAN KALKAMAYACAĞINIZ BİR HESAPLA KARŞILAŞABİLİRSİNİZ. BU SEBEPLE YAZIYI BAŞTAN SONUNA KADAR OKUYUNUZ.... Önce böyle bir namaz yok diyenler için hatırlatalımki, hangi alim'e veya hangi dini otoriteye '' bu namazı kılmaktan bir zarar hasıl olur mu'' diye sorsanız mecburen ''hayır'' cevabını verirler. Namazın bilinen meşhur rükünlerini yerine getirerek, ne niyetle olursa olsun kılınan namazdan bir zarar hasıl olmaz. Burada dini zedeleyen, insanların zararına bir ictihad etme de söz konusu değildir. Bid'at meydana getirme endişesi ise mevcut değildir. Çünkü zaten bu namaz ölmüş hak sahipleri için kılınır. Bu hususta da ölünün arkasından iki rekat namaz kılıp sevabını hediye etmekte icma vardır. Ölünün arkasından kaza namazı kılma konusunda ise Şafiilerce caiz, Hanefilerce rahmet ictihadı vardır. En fazlası namaz kabul olmayabilir. Bunu da zaten ALLAH takdir eder. Bunu giriş cümlesi olarak hafızamızın bir köşesine kaydedelim. KUL HAKKI NAMAZI vardır. 1. Mustafa Varlı'nın elinde bulunan ve hiç kimseyle paylaşmadığı el yazması bir eser mevcuttur. Kendisi bu kitabın varisi olduğundan ve ismini açıklamama izin vermediğinden hatta ismini benden dahi sakladığından ötürü veremiyorum. İskilipli bir Hocaefendinin mirası olan bu eser, dünyada tektir. Diyanet İşleri Fetva Kurulu Başkanı Hamza Aktan'a bu eseri incelemeleri için teklifte bulundum. Bu maksatla da Sayın Mustafa Varlı Hoca'dan Diyanet adına izin istedim. Ses çıkarmadı. Suküt ikrardandır. Öyleyse inceletecek demektir. sayın Hamza Aktan ise bakacağını söyledi. Bu eserin sayfalarının yan kısımlarında 2 tane Seyyid Hazretin ismi ve tasdiği bulunmaktadır. İşte bu kitabın 181. Sayfa 220. Paragrafında, açıkça Kul Hakkı namazından bahsedilmekte hatta 100 yıllık namaz sevabına denktir denmektedir. 2. Kendisi ile telefon aracılığıyla uzun uzun konuştuğum sayın Mustafa Varlı, bir mü'min Hocaefendi olarak 2 ayrı eserde daha, Kul Hakkı Namazı bulunduğunu bana söylemiş ve yemin etmiştir. İstemem halinde bu eserleri temin edeceği hususunda da bana söz vermiştir. Ancak bizzat yanlarına ziyarete gittiğim zaman bunu yapmayı uygun bulduğumdan, ayrıca tekrar bana eser bulma zahmetine girmelerini istememiş olmamı, edep sahibi her mü'min anlayabilecektir. 3. Kendisinin 2 adet eserinde bu konuyu açıklamış, 4444 ve Namaz Hocası kitaplarına yazmıştır. Bu herkesce bilinmektedir. 4. Medrese mezunu ve Arapça Şeri İlimler uzmanı, Hadime M Yacan, NURLU AYLAR NURLU GECELER- NUR-U MUHAMMEDİYE eserinde KUL HAKKI NAMAZINI tarif etmiş, hatta duasını da koymuştur. 5. İmam-ı Şafii Hazretlerinin başkası yerine namaz kılınmasını caiz, İmam-ı Azam hazretlerinin de rahmet görmesi, böyle bir namaz kılmaya mani hal olmadığını zaten aşikar etmektedir. 6. Bütün Cumhur imamların, kişinin arkasından sadaka verilmesi ve iki rekat namaz kılınıp sevabının mevtaya bağışlanmasını tavsiyesi de yine böyle bir namazın kılınmasında fayda mülahaza edileceğini desteklemektedir. 7. FEZAİL-İ RAMAZAN isimle eserde de bu namazın olduğuna dair bilgi edinsem de, esere ulaşamadığım ve bizzat göremediğim, ayrıca alim bir mü'min kimseden buna dair kesin bilgi alamadığım için, Fezail-i Ramazan eserinde de mevcuttur diyemiyorum. İnşaallah en yakın sürede ulaşırsam sonucu bu yazıma ilave ederim. █████.....NE ZAMAN KILINIR.....█████ Kul Hakkı Namazı, senede 5 gün kılınır. 1. Receb'in ilk Cuma Günü 2. Şaban'ın onbeşinci Beraat Günü 3. Ramazan'ın son Cuma Günü 4. Kurban Bayramı Arifesi Günü 5. Muharrem'in 10. Günü ( Aşure Günü) █████.....KILINIŞI.....█████ UYARI: UYARI: UYARI: Kul hakkı konusunu inceleyip öğrenmeden, sorumluluklarını bilmeden ve yapması gerekenleri yapmayıp, en önemlisi hakkını iade etmesi gerekli olan kişilerin kapısını çalmadan, onlardan helallik dilemeden, KUL HAKKI NAMAZI KILIP iş bitti gibi bir gaflete düşenler için, ALLAH KATINDA SORUMLU DEĞİLİM. Çünkü bu namaz, ölmüş veya ölümü dirimi olduğu bilinemeyen yani kendisinden haber alınamayan hak sahipleri için kılınır ve hasıl olan sevap onlara bağışlanır. Bu yazımı başından sonuna kadar okumadan ve meselenin özünü anlamadan, namaz kıldım bitti düşüncesiyle hareket edenler bilsinlerki: KIYAMETTE ALTINDAN KALKAMAYACAĞINIZ BİR HESAPLA KARŞILAŞABİLİRSİNİZ. BU SEBEPLE YAZIYI BAŞTAN SONUNA KADAR OKUYUNUZ.... Bu namaz 4 rekat kılınır. MUSTAFA VARLI'NIN BÜYÜK KOLAY NAMAZ HOCASI kitabının 121 sayfasındaki tarife göre 1. Rek'at- Fatiha'dan sonra 11 İhlas 2. Rek'at- Fatiha'dan sonra 3 Kafirun 11 İhlas 3. Rek'at- Fatiha'dan sonra 3 Tekasür 11 İhlas 4. Rek'at- Fatiha'dan sonra 3 Ayetel Kürsi 25 İhlas Okunarak kılınır. Bütün Nafile namazlarda 2. rek'atte oturunca salli barikler de okunup 3. rek'at için ayağa kalkılınca Sübhaneke okunup Euzü çekilir. Yani İkindi veya Yatsının İlk sünnetleri gibi kılınır. Namaz bittikten sonra, '' Ya Rabbi, sana karşı olan günahlarımı affet, bu namazdan hasıl olan sevabı hak sahiplerine ver ve bu zayıf kulunu kul hakkından kurtar'' diye dua edilir. Hadime M. Yacan'ın NURLU AYLAR NURLU GECELER- NUR-U MUHAMMEDİYE kitabının 134 sayfasındaki tarife göre ise: 1. REK'AT:1 FATİHA 3 TEKASÜR 10 İHLAS 2. REK'AT: 1 FATİHA 3 KAFİRUN 10 İHLAS 3. REK'AT:1 FATİHA 3 AYET-EL KÜRSİ 4. REK'AT:1 FATİHA 25 İHLAS Okunarak kılınır. Namaz bitince, Hadime M. Yacan'ın tarif ettiği dua ise şöyledir. '' Ya Rabbi ben senin günahkar kulunum. Senin kullarına karşı borcum çok. Ya Rabbi sana karşı olan günahlarımı bağışla. Kullarına karşı olan borcumdan beni sen kurtar. Ey benim Rabbim. Ben çok aciz bir kulunum. Senin yarattığın kullarından birine haksız bir muamelede bulunmuş olabilirim. Ya rabbi kusurla dolu olan bu namazımı kusursuz kabul buyur. Sevabını hak sahiplerine ver. Bu zayıf kulunu bu haktan kurtar'' Tarifini koyduğum bu namazların ve duaların her ikisi de aynıdır. Her iki şekilde de olur. Kalbiniz hangisini uygulamaktan yana ise onu uygulayın. Bana göre birinci tarif daha iyidir. İhlaslar daha fazla okunmakatadır. Mansur İlhan Yakar
__________________
![]() "Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız Ahiretiniz ağlamasın.." Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!. Bütün levm ve itab ve nefret, heva ve hevese tâbi olanlara olsun. Selâm ve selâmet Hüda'ya tâbi olanlar üstüne olsun. ![]() hutbe-i şamiye ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!. |
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
Abı_hayat (24-10-2010)
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Yönetim Grubu
![]() Mesajlar: 18.229 Teşekkürler: 4.582
1.781 mesajına 2.487 kez teşekkür edildi.
Tecrübe Puanı: 250
|
emeğine sağlık can...
__________________
Allah'ım konu hiç değişmedi, Amin..
|
|
| Bu mesajınız için size teşekkür edenler : |
sivaslı (24-10-2010)
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kur'an nasıl okunmalı? | KürsüHaber | Hayatı ve Adanmis Ruhlar | 0 | 11-06-2009 22:01 |
| Dedikodu (biraz uzun ama tavsiye ederim) | NuR... | Serbest Kürsü | 3 | 28-10-2008 15:07 |
| buyrun;; biraz antep biraz ş.urfa şive ile karışık kebap::::)baboya mektup ... | yusufum63 | Fikralar ve Komik Yazılar | 15 | 13-07-2008 06:11 |